Bilim haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2009 Pazartesi

Stratosfer'de üç yeni mikroorganizma keşfedildi

Hintli bilim insanları Stratosfer'in üst kısımlarında, üç yeni bakteri türü keşfetti.

Hintli bilim insanları, Atmosferin 12 ile 50km yükseklik arasında bulunan Stratosfer tabakasının üst kısımlarında, yeryüzünde şu ana kadar görülmemiş ultraviyole ışınlara dayanıklı üç yeni tür bakteri türü keşfetti.

Keşfedilen yeni bakterilere astrofizikçi Fred Hoyle'nin anısına Janibacter Hoylei, balonun yürüttüğü deneye katkılarından ötürü ISRO'nun şerefine Bacillus Isronensis ve Hindistan'ın eski astronomlarından Aryabhata'nın anısına Bacillus Aryabhata isimleri verildi.

Haydarabad'da bulunan Milli Balon Üssü'nden havalanan 736 bin 238 metreküplük balonun taşıdığı bilimsel kargo içinde bulunan 38 kilogramlık likit neon içinde tutulan örnekler, 20 kilometre ve 41 kilometre arasında değişen irtifalarda toplandı.

3 Mart 2009 Salı

İnsan beyni ve yapay zeka birleşiyor

NTV Bilim'in ilk sayısında incelenen, Raymond Kurzweil'in Singularity is Near isimli kitabında dile getirdikleri, insan makine tekilliğinin bir yüzyıl içinde gerçekleşeceği savında.

"Teknolojide yaşanan muazzam ilerleme insana, yakın gelecekte yine insanın temel biyolojik özelliklerini değiştirme, yarı insan yarı makine bir nesil yaratma becerisini sağlayabilir."

ABD'li Raymond Kurzweil'in 2005 yılında yazdığı Singularity is Near (Tekillik Yakın) isimli kitabında dile getirdiği bu görüş, insanın kendini biyolojik bir varlık olmaktan çıkarmaya başladığını ve gerek zihinsel, gerek bedensel olarak trilyon kere trilyonlarca daha yetenekli, biyoloji ve teknolojinin karması bir varlığa dönüşmeye başladığını söylüyor.

Yazara göre insanoğlu, 2045 yılında "tekillik" olarak adlandırılan bu aşamaya ulaşacak. Ulaşılacak yeni insan, evreni de kendisine dönüştürecek.

Kurzweil'in kitabında belirttiği, bilim-kurgu camiasında olduğu kadar, bilim insanları arasında da büyük yankı bulan bu bilişsel fantezi ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi NTV Bilim'in ilk sayısında okuyabilirsiniz.

20 Şubat 2009 Cuma

Lulin kuyrukluyıldızı Güneş Sistemi’ne giriyor

Yeşil ışığı ile görülebilen Lulin kuyrukluyıldızı Güneş Sistemi’nin içine ilk defa giriyor.
Arizona'da yaşayan amatör astronom Jack Newton tarafından çekilen Lulin fotoğrafı.



Geçtiğimiz yıl keşfedilen esrarengiz bir yeşil ışık yayan Lulin kuyrukluyıldızı, 24 Şubat tarihinde Dünya’ya en yakın konumuna ulaşacak. Çıplak gözle görülebilecek kuyrukluyıldız Dünya’nın 61 milyon 155 bin 72 kilometre yakından geçecek. Kıyaslamak gerekirse, Kızıl Gezegen Mars şimdiye kadar Dünya’ya 55 milyon 683 bin 302 kilometre yaklaşabilmişti.

Lulin’in yeşil rengi Jüpiter boyutunda atmosfere sahip olmasını sağlayan gazlardan geliyor. Kuyrukluyıldızın çekirdeğinden fışkıran gazlar bir çok kuyrukluyıldızda bulunan zehirli siyanojen gazı ve diatomik karbon içeriyor. Her iki gaz da Güneş ışını ve Uzay boşluğunun vakum etkisi altında kaldığında yeşil renkte ışık saçıyor.

Temmuz 2007’de 19 yaşındaki meteoroloji öğrencisi Quanzhi Ye tarafından Tayvan’da bulunan Lulin Gözlemevi’nde keşfedilen kuyrukluyıldızın adı da buradan geliyor. Ye, keşfettiği kuyrukluyıldızın güzel görüntüsünün çıplak gözle de görülebileceği için heyecanlandığını belirtiyor.


NASA’dan yapılan bir açıklamada, 24 Şubat 2009 tarihinde Dünya’ya en yakın konumda olacak kuyrukluyıldızın Güneş’in doğuşundan kısa bir süre önce karanlık gökyüzünde belireceği günbatımından sonra da gökyüzünün güneyine doğru izlediği yolun dörtte üçünü kat etmiş olacağı belirtiliyor.

L.A.’de Buzul Çağı’na ait yeni fosiller bulundu

Bilim insanları, ABD’nin en büyük ikinci kenti Los Angeles’ın göbeğinde Buzul Çağ’a ait yeni fosiller buldu.

Los Angeles’ta kuzey - güney doğrultusunda uzanan ünlü La Brea Bulvarı’nında bulunan La Brea Katran Çukurları’na (La Brea Tar Pits) oldukça yakın bir noktada yeni bir fosil yatağı bulunuyor.

Keşfedilen fosiller arasında bir aslana ait kafatası, kılıç dişli kedi kalıntıları, kurt, bizon, at ve neredeyse hiç bozulmamış bir mamut iskeleti bulunuyor.

Araştırmacılar, katran çukurlarının yanında bulunan bir otoparkın altında 2006 yılından bu yana 16 fosil yatağı buldu, kazı çalışmaları ise geçtiğimiz yılın yaz aylarında başlamıştı.

La Brea’da kurulmuş olan Page Müzesi yetkilileri, bulunan fosillerin müzenin Buzul Çağı koleksiyonuna eklenebileceğini belirtiyor. Bu keşif, müzenin mevcut envarterinin iki katına çıkmasını sağlayacak.

700 farklı türden fosillerin keşfedildiği Proje 23 olarak adlandırılan araştırma sırasında bulunan dev mamut fosiline “Zed” adını veren araştırmacılardan Shelley Cox, Zed’in neden önemli olduğunu şöyle açıklıyor:

“Zed’i önemli kılan onun tam bir örnek olması. La Brea’da ortaya çıkardığımız fosillerin hepsinden daha büyük, dişleri de tam ve şimdiye kadar bulduklarımızın hepsinden önemli derecede büyük”

Zed’in kemiklerini inceleyen araştırmacılar, kemiklerden anladıkları kadarıyla hayvanın 47- 49 yaş aralığında bulunduğunu ifade ediyor. Bulunan fosil, karbon hesabına göre 38 bin ila 42 bin yıl öncesinde yaşadı.

La Brea Katran Çukurları bölgesi 10 bin ve 40 bin yıl öncesi aralığında yer alan zaman diliminde birçok hayvana evsahipliği yaptı. Dünyanın en ünlü arkeolojik bölgelerinden biri olan bölgede yer alan yapışkan zift, yıllar boyunca mamutlar, mastodonlar, kılıç dişli kediler ve diğer Buzul Çağı hayvanlarını yutarak dünyanın en büyük fosil yataklarından birini oluşturdu.

Bu fotoğraf gerçek mi?

Afet ekibinin helikopterden çektiği bu fotoğraf köylülere canavar döndü korkusu yaşatıyor.

Borneo'da çekilen bu fotoğraftan sonra yerliler Borneo canavarının geri döndüğüne inanıyor. Efsaneye göre 100 ft uzunluğunda olan ejderha başlı canavarın nehirde yaşadığına inanan yerlilier Baleh nehri boyunca yüzen bu yılan fotoğrafını görünce korkuya kapıldı.

Bölgedeki sel felaketi nedeniyle incelemeler yapan bir afet ekibi tarafından helikopterden çekilen bu fotoğraf devasa bir yılanı gösteriyor. Fotoshop olup olmadığı tartışma konusu olan bu fotoğraf canavar efsanesinin geri dönmesine yetti.

Daily Mail Gazetesi'nde yer alan habere göre Kuala Lumpur'un saygın gazetesi New Straits Times okuyucularına söz konusu fotoğraf hakkındaki düşüncelerini soran bir anket düzenledi. Bazı köylüler bu yılanı gördüklerini iddia ederken, kimileri de bu fotoğrafın düzmece olduğunu iddia etti.

Bu ayın başlarında bilimadamları otobüs uzunluğunda , bir küçük araba ağırlığında ve inek büyüklüğünde hayvanları yutabilecek kadar iri bir yılana ait fosil bulmuşlardı.

Yakında evrenin ilk anı gözlemlenebilecek

Gökbilimciler Big Bang’in oluşumuyla ilgili en temel kanıtın peşine düştüler. Eğer evrenin oluşumuyla meydana gelen çekim dalgaları saptanırsa evrenin ilk anı ve evrimi hakkındaki bulmaca da çözülecek.

Gökbilimciler önümüzdeki on yıl içerisinde genişleyen evren teorisi için en somut kanıtlar bulmayı hedefliyor. Aranan kanıt 13.7 milyar yıl önce evrenin ve zamanın başlangıcından kalan mikroskobik yoğunluktaki dalgaların ölçümlenebilmesi ile bulunacak. Bu aynı zamanda, evrenin oluştuğu ilk anın da anlaşılabilmesi ve gözlemlenebilmesini sağlayacak.

ÇEKİM DALGALARI ARAŞTIRILIYOR
Chicago Üniversitesi’nden John Carlstrom, dokuz farklı üniversiteden gelen bilim adamlarıyla birlikte, dünya üzerindeki en güçlü teleskoplardan biri olan Güney Kutbu Teleskopu (GKT) ile evrenin başlangıcına ve evrimine ait kanıt arıyor.

Takımın ajandasında, genişleyen evren teorisinin tabii tutulacağı en zor test var. Bunun için, Einstein’ın genel görelilik teorisinin öngördüğü üzere, evrenin genişlemesi sonucu oluşması gereken çok zayıf çekim dalgalarının bulunması gerekiyor.

Bu aynı zamanda genişleyen evren teorisinin çeşitli versiyonlarının da doğru olarak yeniden kurgulanmasını sağlayacak. Carlstrom bunu şöyle açıklıyor: “Eğer çekim dalgalarını bulabilirsek bu bize genişleyen evren hakkındaki her şeyi anlatacak. Şu anda bununla ilgili geçmişe oranla az olsa da farklı açıklamalar var. Ama bunların hiçbir bu kadar olağanüstü ve sıcak ‘Big Bang’in kuantum ölçeğindeki bir dalgalanama ile başladığını öngörmüyor.”

FARKLI EVRENLER
Carlstrom ve Fermi Ulusal Laboratuarları’ndan Profesör Scott Dodelsun geçtiğimiz günlerde katldıkları ‘Başlangıcından Sonuna Evren’ adlı konferansta çalışmaları hakkında bilgi verdiler. Konferansın dinleyicileri arasında paralel evrenler kuramını ortaya atan Alan Guth da vardı.

Uzaydan Dünya’ya dönen sivrisinek canlandı

Uzayda bir yıldan fazla kalan sivrisinek larvası Dünya’da tekrar canlandı.

Gezegenler arası uzun süreli yolculuklar sırasında uzayın bitkiler ve canlılar üzerinde oluşabilecek etkilerini inceleyen bilim adamları, bu araştırmaları sonucunda Afrika sivrisineğinin uzayda canlı kalabildiğini saptadı.

Novosti ajansının haberine göre, Rusya Tıbbi ve Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü bilim adamları, Japon meslektaşlarıyla birlikte “Mars’a İnsan Yolculuğu” projesi çerçevesinde yaptıkları araştırmalarda, biyolojik nesnelerin uzayda yaşama olasılıklarını inceledi.

Rusya Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Anatoli Grigorev, Afrika sivrisineğinin larvasının, uzay istasyonunun dış kaplamasında bir buçuk yıl, beslenmeden ve eksi 150 derece ile artı 60 derece arasındaki yüksek sıcaklık değişimlerinden etkilenmeden canlı kalmayı başardığını belirtti.

Araştırma süresince uzayda “uyuyakalan” sivri sineğin dünyaya döndükten sonra canlanmasını izleyen bilim adamları, kısa ömürlü olan Afrika sivrisinek larvalarının, canlı kalmak için elverişsiz ortamlarda “kriptobiyoz” (bütün hayati fonksiyonlarını durdurma) durumuna geçerek, bütün fonksiyonlarını dondurduğunu gözlemledi.

Sivrisinek larvalarının DNA’sını inceleyen bilim adamları, bu canlının 30-40 dakikalık sürede bile hayat fonksiyonlarını sınırsız kez dondurup Canlandırma yetisine sahip olduğunu saptadı.

Haberde, Rus ve Japon bilim adamlarının bitki ve canlı organizmaların uzayda yaşama koşullarının incelendiği “Biorisyu” araştırmasında asıl amaçlarının organizmaların “kriptobiyoz” sürecine geçiş mekanizmalarını saptamak olduğu kaydedildi.

Güneş Sistemi’nin kör noktaları keşfedilecek

Bilim insanları, tehlike arz eden bir durumla karşılaşırsa göktaşlarını havaya uçurmak zorunda kalabilirler.

NASA’nın Uzay’a gönderdiği yeni sondalar Dünya’yı tehdit eden tehlikeli göktaşlarını keşfederse bilim insanları Armageddon’da kullanılan yönteme başvurmak zorunda kalabilirler.

Güneş Sistemi’nin şimdiye kadar çok küçük bir kısmı keşfedilmiş olan Lagrange noktalarını keşfetmek için iki NASA sondası gönderildi. Bu noktalarda Güneş’in çekim gücüyle Dünya’nın çekim gücünün birbirini sıfırladığı ve objelerin ağırlıksız bir hale geldiğini ifade ediyor.

Şimdiye kadar Lagrange noktalarında ne olduğunu öğrenemeyen biliminsanları, bu noktalarda bulunan objelerin devasa boyutlarda olabileceğini tahmin ediyor.

Princeton Üniversites’inden Richard Gott, bu noktalarda büyük ve tehlikeli göktaşlarının bulunabileceğini ifade ediyor.

“Orada bulunan büyük bir göktaşı, saatli bir bomba olabilir” şeklinde konuşan Gott, çekim alanlarında oluşabilecek bir değişme nedeniyle göktaşlarının dünyanın üzerine gelebileceğini ve tehdit yaratabileceğini söylüyor ve ekliyor: “Orada büyük bir göktaşıyla karşışırsak onu şimdiden yok etmek, tehdit ettiği zaman yok etmekten daha kolay olacaktır”.

NASA’nın Güneş ve Yeryüzü İlişkileri Gözlemevi’nden (Solar Terrestrial Relations Observatory -STEREO) fırlatılan L4 ve L5 ismindeki iki kaşif, yılın son günlerinde iki Lagrange noktasına ulaşacak. Alanlar çok büyük olduğundan, sondaların görevleri birkaç ay sürecek.

19 Şubat 2009 Perşembe

Üç Boyut Sırrı Çözdü

Üç Boyut Sırrı Çözdü
Mısır'da 3 bin yıldır bir tabutta kapalı kalan mumyanın sırrını 3 boyutlu görüntü ortaya çıkardı.

Philips tarafından geliştirilen ileri teknoloji ürünü Brilliance iCT sayesinde, çarpıcı 3 boyutlu görüntüler ile 3 bin yılı aşkın süredir tabutta kapalı kalan bir mumyanın sırları ortaya çıktı.

Meresamun mumya / 1

Uzmanların verdiği bilgiye göre 1989’da x ışınları ile tabutun içindeki mumyaya yönelik bir ön çalışma yapıldı.

Meresamun mumya / 2

Mısırlı Meresamun adı verilen Mumya, 1991’de beş saat süren ve bulanık görüntülerin elde edildiği tek kesitli bir tomografi sisteminde tarandı. Ancak bu görüntüler, Meresamun’un çenesinin ve bir parmağının kırık ve boğazında bir kitle olduğunu -muhtemelen guatr- ve gözlerinin üzerinde iki ufak oval taş bulunduğunu ortaya koydu. Ölüm nedeni kesin olarak bilinmemesine rağmen, uzmanların isteği üzerine 256 kesitli Philips Brilliance iCT tarayıcı ile yeniden yapılan tarama, mumyanın daha önceki taramaların gösterdiği gibi guatr olmadığını, boğazındakilerin dolgu malzemesi olduğunu ortaya koydu.

Meresamun mumya / 3
Şikago Üniversitesi, Radyoloji Profesörü Dr. Michael W. Vannier, “iCT tarayıcı çok karmaşık bir anatomiyi saniyeler içinde ayrıntılı bir şekilde analiz etme olanağı tanıyor. Mumyanın resimleri olağanüstü; dişlerdeki aşınma izleri, mumyalama kesitinin bariz görünümü, yaşına ilişkin kesin bulgular gibi daha önce belirsiz olan ince ayrıntıları görebildik. Bu sayede 1991’deki ilk bilgisayarlı tomografi taramasıyla ortaya çıkan birçok soru yanıt buldu.” dedi.
Meresamun mumya / 4

17 Şubat 2009 Salı

Türk bilim adamları şizofreninin şifresini çözdü

Türk bilim adamları, günümüzde kesin tedavisi olmayan ve her yüz kişide bir görülen şizofreniye, beyinden fazla miktarda salgılanan “agmatin” adlı kimyasalın neden olduğunu kanıtladı.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, şizofrenide yeni bir tedavi yönteminin kullanılabileceğini ortaya koydu. Türkiye’de patent alan buluş, yurt dışında önemli tıp dergilerinde yayımlanarak literatüre girdi.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve ekibi, yüksek dozda agmatin verilen farelerde şizofreninin modellendiğini ve hastalığın tedavisinde kullanılan mevcut ilaçların bu modelde hiçbir şekilde iyileşmeyi sağlamadığını belirledi.

Araştırmacılar, ABD’de tarım alanında kullanılan 3 maddenin yeni bir tedavi yöntemi olarak şizofrenide kullanılabileceğini ortaya koydu.

Bilim adamları, tıp literatürüne giren ve patent alan araştırma kapsamında, şizofreniye neden olduğu saptanan maddenin kanda tahlil edilip edilemeyeceğine ilişkin yeni bir çalışmaya da imza attı.

GATA Ocak 2009 Haber Bülteni’nde, “çalışmanın TÜBİTAK destekli olduğu ve patent alınmasının ardından araştırma sonuçlarının ‘European Neuropsychopparmacology ve Journol of Psychopharmacology’ isimli dergilerde yayına kabul edildiği” belirtildi.

Beyindeki kıskançlık lobu keşfedildi

MRI görüntülerinde işaretlenen bölüm, insanların aşk acısı ya da sevgililerini kıskandıklarında hissettikleri neredeyse fiziksel acıya yakın olan acının da yönetildiği bölüm.

Bilim adamları beyindeki kıskançlık lobunu bulduklarını açıkladı.

Bilim adamlarının bulduklarını açıkladıkları kıskançlık bölümü insanların aşk acısı ya da sevgililerini kıskandıklarında hissettikleri neredeyse fiziksel acıya yakın olan acının da yönetildiği bölüm.

YENİ TEDAVİLERE IŞIK TUTACAK
Bu keşifle beyinle ilgili hastalıklar, ruhsal tedavi ve danışmanlık alanında önemli gelişmelere ışık tutulması bekleniyor.

15 Şubat 2009 Pazar

Darwin 200 yaşında

12 Şubat 2009 evrim kuramının babası İngiliz doğa bilimci Charles Darwin’in 200. doğum yıldönümü… Aynı zamanda Darwin’in en ünlü kitabı olan ‘Türlerin Kökeni’in yayınlanışının 150. yılı olan 2009, UNESCO tarafından Darwin yılı ilan edildi.

Biyoloji ve doğa tarihini temelden değiştiren, sosyal, teolojik ve politik konularda bugün de devam eden pek çok tartışmanın önünü açan evrim kuramının babası İngiliz doğa bilimci Charles Darwin bundan 200 yıl önce, 12 Şubat 1809’da dünyaya geldi. Darwin’in doğumunun 200. yıldönümü olan 2009, aynı zamanda biyoloji ve doğa tarihini baştan aşağıya değiştiren kitabı ‘Türlerin Kökeni’in yayınlanışının 150. yıldönümü… UNESCO’nun ‘Darwin Yılı’ ilan ettiği 2009’da ünlü bilim adamı için pek çok etkinlik düzenlenecek.

11 Şubat 2009 Çarşamba

İki güneşli gezegen keşfedildi

Güney Koreli astronomlar, iki güneşi bulunan bir gezegen sistemi keşfettiklerini açıkladı.

Güney Kore'nin Chosun Ilbo gazetesinin bildirdiğine göre, Chungbuk Ulusal Üniversitesi ile Kore Astronomi ve Uzay Bilimleri Enstitüsü'nden araştırmacılar, "HW Vir" adını verdikleri gezegen sisteminin, ikinci güneşin çekim gücünden ötürü tükendiği gezegen sistemlerinin tersine, doğumundan beri hep iki güneşi bulunduğunu belirtti.

Araştırmalarını Astronomical Journal'da yayınlayan Güney Koreli astronomlar, HW Vir gezegen sisteminin Dünya'dan 59 milyar ışık yılı uzakta bulunduğunu kaydetti.

10 Şubat 2009 Salı

DNA’nın tüm sırları çözülüyor

Doğan her bebeğin gen haritası 10 yıl sonra çıkarılabilecek, şeker ya da kalp gibi rahatsızlıklar önceden bilinebilecek. Bebeklikten itibaren genetik yapısına uygun daha etkin ilaç tedavisi uygulanabilecek.

İnsanoğlunun DNA’syla ilgili tüm sırlar çözülüyor. Doğan her bebeğin gen haritası 10 yıl gibi kısa bir süre zarfında tamamen çıkarılmış olacak.

DNA konusunda dünya önderi olan Illumina adlı kurumun başkanı Jay Flatley, her bebeğin gen haritasının 5 yıldan da kısa bir sürede çıkarılabileceğini ancak sosyal ve yasal bazı sorunlar nedeniyle uygulamanın hayata geçirilmesinin zaman alabileceğini söyledi. Flatley’e göre 2019 itibariyle uygulama rutin hale gelecek ve doğan her bebeğin gen haritası çıkarılmaya başlanacak.

Uzmanlara göre gen haritasının çıkarılması sağlık hizmetlerinde bir devrim yaşanmasını sağlayacak. Şeker ya kalp gibi rahatsızlıklar doğumla birlikte belirlenebilecek ve kişinin ona uygun diyet yapması sağlanabilecek.

Ayrıca herkes bebeklikten itibaren genetik yapısına göre uyarlanmış çok daha etkin ilaçlar alabilecek. Böylece ilaçların etkisiz kalması veya yan etkilere neden olmasının önüne geçilecek.

Ancak DNA’nın sırlarının tamamen çözülmesinin bazı dezavantajları da var. Uygulamanın özel hayatın gizliliği konusunda hararetli tartışmaları da beraberinde getirmesi bekleniyor. Birçok kişi gen haritasının sigorta şirketlerinin veya iş vereninin eline geçmesine sıcak bakmayacağı tahmin ediliyor.

Uzmanlar, DNA dökümünün faydalarının çekincelerinden daha ağır basacağı görüşünü dile getiriyor.

Olasılıksal mantık, enerji tasarrufu getirecek

Günümüzün işlemcilerinden 30 kat düşük enerji sarfiyatı yapan yeni bir işlemci üretildi.

Rice Üniversitesinden bilim insanları, Boolean mantık yerine olasılıksal mantık kurallarıyla çalışarak 30 kat düşük enerji tüketen işlemci üretmeyi başardı.

Günümüzün en ileri teknolojisiyle üretilen işlemcilerden 30 kat düşük enerji harcarken, 7 kat daha hızlı çalışan teknolojiye PCMOS (Probabilistic Complementary metal–oxide–semiconductor - Olasılık tabanlı tamamlayıcı yarıiletken metal oksit) adını veren bilim insanları, yeni teknolojinin mevcut tüm işlemciler tarafından kullanılan Boolean (mantık, matematik ve bilgisayar biliminde 0 ve 1 olarak gösterilen doğru veya yanlış olabilecek değişken türü) kuralları yerine tamamen farklı bir işlem algoritması kullandığını açıkladı.

Boolean mantık kullanan işlemciler, bir sorgunun cevabına ulaşmak istediklerinde kesin yanıt almak için uğraşırken, PCMOS işlemci bunun yerine en yakın cevabı almaya çalışıyor. Bu şekilde işlemci gerekli olmadığı zamanlarda bile kesin cevabı almak için döndürdüğü sorgunun yarattığı enerji tüketimi ve işlem kaybından kurtulmuş oluyor.

Bu şekilde cevaplar için daha az süre harcayan işlemci, bazı durumlarda yedi kat daha hızlı yanıt veriyor ve verdiği cevaplardaki hata payı fark edilemeyecek kadar az oluyor. Küçük görüntü dosyalarının oluşturulması ve veri şifreleme gibi operasyonlarında yüksek başarıma sahip olan işlemcinin cep telefonları, görüntü kartları (GPU) gibi gömülü (embedded) işlemciye sahip elektronik ürünlerde diğer ürünlerde kullanılabileceği ifade ediliyor.