5 Mart 2009 Perşembe

RAINBOW PROJESI ( PHILADELPHIA EXPERIMENT )

"YOK OLDU" ve 640 Km UZAKTA ORTAYA ÇIKTI.
MOLEKÜL TRANSFERİ GERÇEKLEŞTİ Mİ?

PROJECT RAINBOW
28 Mart 1943 ; ABD'li bilim adamı Dr. Morris Jessup'ın, Einstein'ın birleşik alanlar kuramına dayanarak bir "ışınlama" deneyi yaptığı iddia edildi. 'Philadelphia deneyi" adıyla bilinen ve askeri gizlilik içersinde gerçekleştirilen olayda, 104 mürettebatlı "USS Eldridge" adlı askeri gemi, tanıkların iddialarına göre Philadelphia deniz üssünde, yeşil bir sise bürünerek yavaş yavaş "kayboldu" ve kısa bir süre sonra 640 km. ötedeki Norfolk deniz üssünde ortaya çıktı.

Deney ile ilgili medyatik ciddi araştırmalar, 1980'de PHİLADELPHİA DENEYİ'ni perdeye getiren filme izin verildikten sonra başladı. Daha öncelerde, kamuoyuna göre olay sadece saçma bir söylentiydi. Charles Berlitz ve William Moore'un ortak yazdıkları kitap bir fantazi olarak kabul görmüştü.Ama deney ile ilgili kuşkular hala sürmektedir, nedeni anlamsız bir söylenti dahi olsa aşağıda okuyacağınız olaylar dizisi, şaşırtıcı, düşündürücü ve gerçekçidir.


Philadelphia Deneyi günümüz şartları gözönüne alındığında daha etkin ve düşündürücü bir iddiadır,olayda adı geçen bir avuç insandan geriye hemen hemen kimse kalmadığından kesin doğrulanma için ABD gizli arşivlerinin açıklanması gerekmektedir. Fakat, film için devlet tarafından zor izin verilmesi kuşku uyandırmakta ve dikkatleri yoğunlaştırmaktadır.Yaşamını Philadelphia Deneyi'ni araştırmaya adayan ve bir de "A-Z'ye Philadelphia Deneyi" adlı kitabı yazan Alfred Bielek bize tüm olanları anlatırken, "neredeyse delirme noktasına geldiğini söylüyordu;Philadelphia Deneyi tasarlanırken amaç çok güçlü bir elektromanyetik alanın sağlanarak gemilerin görünmez olmaları ve bu sayede top mermilerinden ve denizaltıların atacakları torpitolardan korunmasıydı.Hatta daha sonra,görünmezlik alanını bir benzerinin denizde değil, havada oluşturarak önemli üslerin görünmesinin engellenmesi de düşünülmüştü.

"EVRENSEL ZAMAN SAATİ"

Deneyin resmi ve bilimsel adı "PROJECT RAİNBOW" (Gökkuşağı Projesi)idi. Gökkuşağı Projesi, iddialara göre II.Dünya Savaşı sırasında küçük destroyer tipi bir savaş gemisinin başından geçti.Olayın yeri Philadelphia Deniz Üssü'ydü amaç ise gemiyi düşmanın fark etmemesi için görünmez yapmaktı.Projeye göre, fikir orjinaldi ve düşman radarları hiç fark etmeden gemi istenilen yerde birden ortaya çıkacaktı.Bilimsel tanımın adı;OPTİKAL GÖRÜNMEZLİKTİ; özel bir sistemle veya jeneratörle oluşturulan çok güçlü manyetik bir alan gemiyi saracak, ışınları veya radar dalgalarını büker yada kırarken gemi görünmez olacaktı. Düşüncesi dahi bir mucizeye benziyordu ve iddialara göre de Gökkuşağı Projesi başarılı olmuştu. Yani gemi fiziksel olarak kaybolmuş ve tekrar geri dönmüştü. Tanıklara göre geminin üzerini bir pelerin gibi saran manyatik alan görevini yapmıştı. Fakat ana hedef geminin kaybolduğu yerde değil, bir başka yerde ortaya çıkmasını sağlayabilmekti yani daha yaygın bir deyimle "ışınlama" yapılmalıydı.


Philadelphia Deneyi'nin temelinde düşünce olarak Albert Einstein'ın ''Çekim ve Elektriklenmede Birleşik Alan Kuramı'' vardır. Bu teori bu konuyla ilgili kişilerce "Elektronik kamuflaj" olarak tasarlandı.Einstein, bu teorisi 1925-27 arasında Almanya'da bir bilim dergisinde yayınlandı.Fakat Einstein,bu teoriyi daha denememiş ve daha tam anlamıyla geliştirmemişti.O zamanlardaki amaç, çok güçlü elektromanyetik alanın yapılarak gemilerin görünmez olmaları ve düşman kuvvetlerine karşı korunmasıydı.Hatta bu olayı havada oluşturarak üslerin görünmesinin engellenmesi de düşünülmüştü.Bu deneyin çalışmaları 1930 yıllarda "Project Rainbow"ismiyle başlatıldı.Başlatıldığı yer ise Chicago Üniversitesidir. 1 yıl sonrada bu çalışma PrincetonÜniversitesinde devam ettirildi.bazı bilim adamları bu projede zaman zaman yer aldılar.Bunlar Einstein, Dr. Johnvon Neumann ve Dr. Nikola Tesla'dır.Dr. Alfred Bielek her 10 yılda bir Ağustosun 12'sinde manyetik enerji alanının tekrar oluştuğunu öne sürüyordu.1943'ten sonra 1963 ve 1983'te aynı olay olmuştu. sebebi ise "Senkronizasyondu" Enerji alanları tekrar toplanıyor, dalgalanarak ortaya çıkıyordu, fakat bu alanlar karmaşıktı. Neumann, 1986'da ölen Bielek'in anılarından yazdığına göre bu olayları doğrulamıştı.İfadesi teyp bantlarında vardı. Oluşturulan büyük enerji, doğru açıda sekronize edilirken birden kontrol dışına çıkmış ve "Yönsüz dalgalar'a" dönüşmüştü. Bunun sonucunda ortaya alışılmadık etkiler çıkmaya başlamıştı.Senkronize dalgalar zamanı büküyor ve etkiliyordu.Bir diğer ilginç yaklaşım, Wisconsin Üniversitesi Matematik Profesörü olan Henry Levenson'dan gelmişti.Bu fikre göre zamanın merkezi bir alanın çevresinde yoğunlaştığını ve bir "Zaman Saati" oluşturarak, tüm varoluşun gerçekleştiği ve gerçekleşeceği şifrelerle çalıştığını söylüyordu; Dediğine göre "Şifrelerin içinde yaşayan herşey vardır, dünyadaki bütün maddesel varoluş dünya saat ve zamanına göredir;dünya, Güneş saatine göre, Güneşde galaktik saate göre ayarlıdır.Eğer zaman kilidi yüksek ve güçlü bir enerji alanı ile bozulursa, ortaya çeşitli zaman ve mekan dengesizlikleri çıkar.Taki zaman yeniden kendini tamir edip yeniden dengesini bulanadek"


BİLİM ADAMI DR. MORRİS K. JESSUP'UN ESRARENGİZ ÖLÜMÜ

Olaylar 1943 yılı haziran ayında başladı.Geminin adı USS Eldridge'di, DE 173 bir koruma destroyeri olarak sınıflandırılmıştı. Bir görgü şahidine göre,75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi ( Herbiri iki megavat CW gücündeydi ve onlarda güverteye monte edilmişti.),3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp,iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel senkronizasyon ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman,oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.USS Eldridge adlı destroyer, Philadelphia Deniz üssü'nün önünde biraz açıkta duruyordu, gözlem gemisi olarak da SS Andrew Furuseth isimli bir şilep seçilmişti.İşte iddialara göre Philadelphia Deneyinin ortaya çıkmasını sağlayan insan bu geminin personelinden bir gemicidir. Bu kişi Carl M. Allen imzasıyla, 1950 yılında Dr. Morris K. Jessup'a garip mektuplar gönderdi ama zarfın üzerindeki isim Carlos Miguel Allende'ydi,Mektupta yazılanlara göre Allende veya Allen, olayları baştan sona seyretmiş gibiydi,Jessup adres olarak verilen posta kutusuna mektup yazarak ayrıntı istedi ve bir mektup daha geldi; bu Allen, anlattıklarını kanıtlamak için hipnoz, sodyum pentatol ( bilinci uyuşturarak iradeyi kran doğruyu söyleten bir ilaç )ve teyp kaydı istiyor,olayın etkin bir biçimde açıklanması halinde insanların böyle bir nakil sistemiyle yıldızlara dahi gidebileceğini yazıyordu.



-U.S.S Eldridge gemisinde kullanıldığı iddia edilen jenaratör-


Jessup ise bu kişinin tanıklık iddialarından en azından bir tanesinin doğru olabileceğini söylüyordu.Aslında Jessup, matematikçi ve gök bilimciydi.Astro-fizik alanındaki
çalışmaları nedeniyle Felsefe Doktoru ünvanını almıştı.İnkalar ve Mayalar'la ilgili çalışmalar yaptı. Bermuda üçkeni ve UFO konularında tezler yayınladı.İkinci mektuptan sonra Jessup, Deniz Kuvvetleri'nden bir davet aldı.Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu'na gittiğinde eline bir kitap verildi ve kitap kendi yazdığı kitaptı, bir yıl önce Büro'ya postayla yollamıştı."THE CASE FOR THE UFO" adlı kitap taslağını Deniz Kuvvetleri'nden Amiral N. Furt'a yollamıştı ama Amiral haberinin olmadığını söylüyordu.
Kitabın sayfaları üç değişik yazıyla yazılmış ve notlar alınmıştı,Dr. Jessup yazılardan birisinin Alle'nin yazısının aynı olduğunu fark etti.Notlar sanki dünya dışı birisinin gözlemi olarak yazılmış gibiydi, binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu, sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943'te philadelphia'da yapılan deneyden söz ediliyordu. Normalde, saçma olarak tanımlanması gereken bu kitap, nedense ABD Hükümeti tarafından Pentagon'da üst düzey belli yetkililere özel olarak dağıtıldı.Carlos Miguel Allende veya Carl Meredith Allen yani Dr. Jessup'a mektup yazıp,deneyi anlatan kişi kimdi? Neden mektubu yazdıktan sonra kayboldu ve öyküsünü neden basına yollamadı? ABD Hükümeti, Jessup'un üzerinde notlar bulunan kitabıyla neden bu kadar ilgilendi?1959 Nisan'ında Jessup, arkadaşı doktor Mason Valentine'i arayarak Deney ile ilgili kesin sonuçlara ulaştığını anlatarak ertesi gün buluşmalarını istedi, 20 Nisan akşamı yemekte buluşacaklardı ama bu yemek gerçekleşemedi.Buluşacakları gece, Miami'de Hammock Parkı'nda Dr.Morris K. Jessup, arabasında ölü bulundu, polis raporlarına göre arabasında ekzoz gazıyla intihar etmişti ve söz konusu notlar ortada yoktu.Arkadaşları Jessup'un asla intihar edecek biri olmadığını söylediler,Valentine ise Jessup'un hastaneye götürüldüğünde hala sağ olduğunu öğrendiğini iddia etti fakat bunlardan bir sonuç çıkmadı ve olay kapandı. Acaba öyle miydi?Jessup'un Philadelphia Deneyi ile ilgili çalışmalarına ne olmuştu? Bu çalışmalar kimleri,neden rahatsız etmişti? Bu gizem hala çözülmüş değil.Yoksa böyle bir oyunla Jessup kendisine mektup yazan kişi Allen tarafından veya başka güçlerle intihar süsü verilerek notlarıyla birlikte bir yeremi götürülmüştü?

DENEY BAŞLIYOR

Tanığa göre, deney 22 Haziran 1943'te sabah saat 09.00' da jeneratörlere güç verilerek başlatıldı.Manyetik alan oluşuyordu; sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başladı ve USS Eldridge kayboluyordu; Olayın tanığı şöyle devam ediyor;"Bir an sadece geminin çıpasını görebildim, sonra oda kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı.Gemi ve mürettebatı hem radarda hemde gözlerimizin önünde yok olmuştu.Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiç bir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu?




Sis azalırken, birşeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk.Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük,diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiç birinin bilinci yerinde değildi.Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerine hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi.Gemi istenilen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943'te deney yine aynı gemide tekrarlandı.Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı.Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgide yok oldu. Şimdi gemi tamamen yokolmuştu. Bir kaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk'ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia'da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı.


Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmediler.Bu olayın en korkunç bölümü ise beş tane denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı.Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi.Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu.Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. "Donma" adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donmustu ve altı ay sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi? diyor olayın tanığı.Philadelphia deneyi hakkında ''gemi'' nasıl Norfolk'a gitti? Neden yine Philadelphia'da bir yere gitmedi? Levenson'un "Zaman Kilitleri"mi neden olmuştu?

Biz bir zaman dizisi içerisinde yaşıyoruz her hareketimizde bir an geçiyor ve zamanı olmadan süregelen uzayla çevriliyiz. Uzay-Zaman içinde bir yerde, bir an için var olduğumuzda, oluşan zaman karesi yani o anın resmi, lokal uzay / mekan koşulları gereğince yakalanır ve dünyadan çıkarak güneş sistemine yayılır ama uzaya gitmez ve Güneş sisteminin çevresinde yörüngeye girer. Bu "Işınlanma" gibidir.Yani her hareketimizin bir resmi çekilip, uzaydaki albümde yerini almıştır.Bu sonsuz zaman resimleri veya dilimleri Yaradılıştan beri vardır.Yani dünya zamanı içinde değilde,uzay zamanı içinde geri dönüp tüm resimleri görebiliriz.Bu oluşumun diğer koşulu bugünün emilme özelliğidir,içinde bulunduğumuz an bir balon gibi şişerek holografik bir görüntü oluşturur; bu tekbir anlık resimlerin biriktiği bir alandır ve özel bir uzay alanındadır. Yani o alanda bu an geçmişdeki tüm anlar vardır; işte USS Eldridge'nin Norfolk'ta ortaya çıkmasının nedeni geçmişinde orada bulunmasıdır; çarpılan uzay-zaman alanında geminin geçmişte orada bulunduğu anı resmi ortaya çıkmış ve gemi görünmüştür.Yani o anda hem Philadelphia'da hemde Norfolk'tadır.Eğer zaman alanını yeterince bozabilirsek,bir yerde görünebilir,dünya-zamanda değil, uzay-zamanda yer değiştirmiştir. Sebebi daha önce oradaydı.Eğer olay sırasında ve transfer tamamlanmadan önce birisi enerjiyi durdursaydı, madde parçacıkları ışınlanarak emilecek kaynağına doğru yani geriye vakumlanarak bu andaki orjinal yerine dönecekti. İki tane balon düşünün;birisinin içinde Philadelphia'da USS Eldridge bulunsun; Diğer balon ise Norfolk'ta ama içi boş;Bu boş balonda madde olmayan holodrafik görüntü beliriyor ve bu görüntü geçmişte bir yerde olan uzaysal bir imaj.Geçmişteki her zaman resmi bir holografik bir imaj balonu olarak vardır,Bunu bir çizgi filmin kareleri olarakta düşünebilirsiniz. Bu resim dizisi her varolan her şey için oluşmaktadır. Eğer biz Philadelphiya'da bulunan USS Eldridge'nin kendisinin bulunduğu dolu balonu sıkıştırırsak,Norfolk'daki boş balona giden maddi bir bağlantı koridoru yada madde tüpü oluştururuz.Yani imaj gemiye doğru...

Philadelphia Experiment (Philadelphia Deneyi) filminden bazı ilgi çekici sahneler: Resimlerde geminin yoğun manyetik alanlar içinde bir HYPER uzaya ( hyperspace) doğru geçişi görülmektedir.





Bu noktada, kaynağın dörtte biri boş, hedefin dörtte üçü doludur, işte tam bu anda birisi balonu sıkıştırmayı durdurursa ne olur? Işınlanmış madde dalgalar halinde geri dönerek orjinal uzaysal alanına geri döner yine vakum yaparak balonunu doldurur. Basınç yani sıkıştırma enerjisi "Yüksek şiddette titreşen manyetik alanlar" transferden önce serbest kalmıştır. Sonuç dalgaları dev bozucu veya distortional etkiler yaratarak kütleyi alanında hacimsiz bırakırlar. Canlı organizmaların kayıt alanındaki etkileri kağıt gibi incedir, dalga yerini alırken tüm dalgaların kaydı sırasında kurbanlar hayalet kayıtlara dönüşürler. Bu bio-plazmik alanın bozulması ciddi fiziksel sorunlara yol açabilir; Bu olasılık öldürücü ve şaşırtıcıdır ama yapacak bir şey olamaz,Eğer amaç görünmezlikse, çeşitli tanım ve yorumlar getirebilir. Ama niçin gemi suya batmamış ve ya karada bir kentin ortasında belirmemiştir sorusunun cevabı yukardadır, zira geçmişin resimlerinde bunlar yoktur. Ve negatif sonuçlara göründüğü kadar bakılırsa, deneyde yanlış giden birşeyler vardır.Ama bunlar nelerdir?

Philadelphia Deneyi bu bilimsel anlatımlardan sonra bugün 1943'te olduğundan daha güncel.Yeni kaynaklardan yeni ayrıntılar öğrenilmekte ,başka bir iddiaya göre projede görev alanların beyni yıkanarak, gördüklerini unutmaları sağlanmıştı. Fakat yıllar sonra anılar geri gelmeye başladığı için yaşayan tanıklar konuşmaya başladılar. Bielek bu yeni iddialardan kitabında söz ediyor.

Philadelphia deneyi ile ilğili bazı sorular:
Philadelphia Deneyi, 1943 yılında gerçekten USS Eldridge adlı bir destroyerde
veya başka gemide mi yapıldı? Bu gemiye ne oldu?
Gerçekten göz açıp kapanıncaya kadar koca bir destroyer 640 km uzağa gidip geldimi?
Her iki deneyde yer alan mürettebata ne oldu? Şimdi neredeler ve 54 yıl sonra hala yaşayanlar varmı?
İçlerinden hiçbirisi ortaya çıkıp, olayı neden anlatmadı?
Nasıl olduda ABD Deniz Kuvvetleri, böylesine önemli bilimsel adımı 50 yıl saklayabildi?
Böylesine korkunç bir sonuca ulaşan bu teknoloji nasıl bir şeydi?
Einstein'in "Birleşik Alan Kuramı" gerçekmiydi?
Peki bu kuram geliştirilip, tamamlanmışmıydı?
Bu gün Philadelphia Deneyi ile ilgili dosyalar hangi kapalı kapının ardında saklanıyor?




Dr. Valentine, Charles Berlitz'le yaptığı röpörtajda şöyle diyordu;Bence Philadelphia Deneyi bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bazı bilim adamları atomun temel yapısının, madde parçacıklarından değil, elektromanyetik alanlarda oluştuğu görüşündeler.Bu çok karmaşık enerji alanlarının birbirlerini etkilemesi olayıdır. Eğer böyle bir evrenin içinde maddenin katlı fazları bulunmasaydı, şaşılırdı.Bu fazların birisinden birisine geçilmesi bir yaşamdan ötekine geçmeye benzer. Boyutlar arası değişmedir yani dünyalar içinde dünyalar olabilir. Manyetik alanların karıştırıcı olarak değişimler yaratabileceğinden kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak, olağan dışı manyetik koşullar yaratılması hem fiziksel, hemde yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durumdada, bağımsız bir varlık olmayan ama içinde bulunduğumuz yaşama benzer belirli bir madde / zaman / enerji boyutunun bir parçası olan zaman faktörünü'de çarpıklaştırır. Kısacası deney olasıdır.



Philadelphia Deneyi isimli filimden bazı sahneler:



Berlitz'e göre Philadelphia deneyi'nin yapılıp yapılmadığı belli değildir ve şu an için kanıtlanamaz ama kavram olarak geçerlidir.Çünkü Einstein'ın ''Birleşik Alan Kuramı'' tarafından desteklenmektedir.Eğer deney yapıldıysa, söylentilerin ardındaki gerçek tanıklar susmaktadırlar ve belkide Türkiye'de de yayınlanan ''Yok Oldu''( Thin Air) kitabında anlatıldığı gibi çıldıran ve inanılmaz değişimler gösteren mürettebatın çoğu ölmüş veya gizli bir yerde ölümü beklemektedir.Ve belkide bir gün üzerinde ''çok gizli'' yazılı bir dosyanın açılma zamanı gelecek karanlıklar aydınlanacaktır.


Gökkuşağı Projesi/ project Rainbow
Amerikan donanmasına ait, USS Eldridge adlı 1240 tonluk bu gemi, 1951'de Yunan donanmasına katılana kadarki hizmet yaşamında ilginç bir deneyim yaşadı.
1943 kışında, USS Eldridge, dünya savaşında başarı kazanmak için çeşitli yöntemler geliştirmeye çalışan donanma tarafından Gökkuşağı Projesi adı verilen teknik bir deneye maruz bıraklıldı.


Philadelphia Deneyi olarak ta bilinen bu deneyde gemi, elektromanyetik alan üreten bir düzenekle çevriliyor ve güçlü jeneratörlerden verilen akımla bu manyetik alan içinde etki altına alınıyor.
Resmi açıklamaya göre amaç, geminin olağan manyetik alanını yok ederek elektromanyetik tetikleme ile çalışan mayınlardan etkilenmesini önlemek.
Resmi olmayan iddialara göre asıl amaç, radarda görünmezlik hatta optik görünmezlik sağlayacak şekilde bir manyetik alan yaratmak ve geminin yansıttığı ışığı eğmek.

Fakat akım verildiğinde beklenmedik gelişmeler yaşanıyor ve gemi tamamen yok oluyor. Akım kesildiğinde gemi yeniden beliriyor. Deney esnasında geminin başka bölgelerde aniden belirip yok olduğuna dair ihbarlar ortaya çıkıyor. Deney sonucunda gemi personelinin çoğunun kaybolduğu, aklını yitirdiği ya da bedenlerinin kısmen geminin dokusu ile birleşmiş olduğu görülüyor. Bu bilgiler tahmin edileceği gibi resmi olarak yalanlanıyor. Gemi 1951'de yunan donanmasına devrediliyor. 1990'lara kadar orada hizmet veriyor.

Montauk Projesi

(PHİLADELPHİA DENEYİ)

image3001.gif (24896 bytes)

U.S.S Eldridge isimli geminin maruz kaldığı olayın temeli, radar görünmezliğinin araştırıldığı 1943 yıllarına, Montauk projesinin orijinine dayanmaktadır.Bu U.S.S Eldridge isimli araştırma gemisi philadelphia'da deniz kuvvetlerinin tersanesine çekilip götürüldükten sonra bu gemiyle alakalı philadelphia deneyi bu geminin yaşadıkları üzerine şekillendirilmiş ve söylenti bu geminin üzerine atfedilerek yayılmıştır.

Bu deneyin amacı gemiyi radar'a karşı fark edilmez etmekti.Ve bu deney gerçekleştirildiğinde genel olarak beklenilmeyen çok şiddetli etkilere neden oldu.Gemi sadece beklenildiği gibi radar'da görünmez olmakla kalmadı çıplak gözlede görünmez oldu.Ve sonraki tetkiklerde geminin kütle olarakta uzay/zaman çerçevesinden çıkmış olduğu anlaşıldı.Başka bir anlamda gemi boyut değiştirmişti! 1943 teknolojisinin bilinen koşulları içerisinde deney bilimde göze çarpan yeni bir buluş olmasına rağmen bu deneye katılan mürettebat açısından deney tamamen fiziksel ve zihinsel olarak olumsuz yan etkilere sahipti.Bu olayın tamamı resmi olarak saklanmıştır. Savaştan sonra philadelphia deneyinin teknik sorumluluğunu yönetmiş olan Dr. John von Neumann'ın yönetiminde araştırma devam etti. Doktorun verdiği emirler bu deneye katılan insanların zihinlerini bozan şeyin ne olduğunun öğrenilmesi yönündeydi. Niçin bu deneye katılan insanlar bir yan etkiye maruz kalmadan ara boyutsal alanda kalamadılar? Newyork Long adasında bulunan ''Brookhaven National'' laboratuvarlarında insan faktörü ile ilğili bilimsel çalışmalar başlatıldı.Bu çalışma phoenix projesi olarak biliniyordu. Von Neumann sadece modern bilgisayar ve matematiksel bir alanda yeni keşifler yapan bir deha değildi.İkinci dünya savaşından sonra müttefiklerin elegeçirdikleri 'Nazi'lere ait insan psikolojisi ve zaman boyutları konularında yürütülen araştırmaların dahil olduğu' çok büyük bilgi üssüne ait askeri sanayi kompleksindeki cihazları ve donanımları kullanabilecek düzeyde bir bilim adamıydı..

Aşağıda Montauk Projesi bünyesinde kullanılan cihaz ve şemalara ait bir kaç örnek:

v32.gif (23170 bytes) v33.gif (26801 bytes) v412.gif (39173 bytes)

v35.gif (38531 bytes)Von Newmann phoenix projesi dahilinde insanların zihinlerini makinelere bağlamak amacıyla denemede(deneyde) kompleks radyo techizatı ile bilgisayar teknolojisini birleştirmeye çalıştı.Çabaları oldukça başarılıydı.Bu deneylerden yıllar sonrası, insan düşünceleri ezoterik kristal radyo alıcıları ile alınabiliyordu.. Ve bu düşünceler bilgisayara aktarılıp depo edilebiliyordu.Ve bu düşünce modelleri bir bilgisayar ekranında görülebiliyordu.Bu teknik geliştirilerek zihin okuma makinaları ve zihin kontrolü tekniğine kadar teknoloji geliştirilmişti.En sonunda phoenix projesi insan belleğinin ve zihnin fonksiyonlarına dair epey bilgi elde etmişti.Bu projenin geliştirilmesini isteyen Congress'e araştırma sonuçları iletildi. Congress ve proje'yi yürütenler kendi belleklerinin de kontrol edilmesinden korktukları için projenin iptalini istediler.Ancak Montauk Projesine katılan insanlar bu projeyi durdurmak istemiyordu.Bu insanlar projeyi daha da geliştirerek Işınlama ve zaman yolculuğu teknolojisi konusunda tam bir kontrole sahip olmak istiyorlardı.Bu proje çerçevesinde insanın parapsikolojik yeteneklerini içeren düşünce gücü üstündede çalışmalar yapılmaktaydı.Düşünce gücü ile metal çubuklar bükülebilmekte ve eşyalar havaya yükseltilebilmekteydi.Fakat deneye katılanların merak ettikleri şey düşüncenin zaman üstüne yönlendirilmesiyle zaman akışında bir sapma yaratıp yaratılamayacağıydı.Araştırmalar iki yöndeydi; hem insan zihninin potansiyelleri hemde teknolojinin potansiyellerini içeren araştırmalar yürütülmekteydi.Yıllar süren araştırmalar sonucunda yoğun çalışmalar ve korkunç deneyler sonrası zaman yolculuğuna izin veren zaman kapıları açıldı.Deneyler sonucunda Montauk projesi bünyesinde son olarak(olasılıkla) orijinal philadelphia deneyi ve 1943'lü yıllara kadar geriye açılmakta olan bir zaman girdabı(Time Vortex) yaratıldı. Montauk projesi bünyesinde yaratılan zaman kapıları, bu deneye dahil olan Preston hem de Duncan Cameron'un hesaplarına göre tam anlamıyla kontrol edilemiyordu. Zamanda ileri ve geri gidip gelinebiliyordu fakat bazı şeyler kontrol dışındaydı.Duncan bir grup insanla birlikte bir araya gelip projenin durdurulması yönünde karar aldı.

...AL BİELEK phoenix projesinin en son safhalarıyla ve bu projede bulunan görüşlerle ilgilenileceğini söylüyor; Al Bielek olarak ben bu projeye 1953 'te katıldım.Operasyonların son safhasında zaman tünellerini yönetmek için kullanılan psişik sandelye arasında ortak sınırı oluşturan bilgisayar ve bilgisayara bağlı ezoterik kristal radyo alıcıları bulunmaktaydı.

Al Bielek : [ Projenin ilk safhaları çok zordu .Sistemler doğru çalışmadılar ve pek çok problem vardı. Ben Al Bielek olarak ve Duncan Cameron 'la Preston Nichols'da yine kendileri olarak deneye katıldılar.Proje zaman tünellerini meydana getirdi[ The project generated the time tunnels]. İnsanlar uzay ve zaman içerisinde bu tüneller sayesinde seyahat edebiliyorlardı.Ancak onlar Montauk'ta devam eden projelere katılmakla birlikte ''zamanda bir şuur transferi gerçekleştirerek ve geçmişteki bedenlerine kendilerini naklederek'' philadelphia deneyine de katıldılar.Biz hala projelerin hepsinin ne olduğunu bilmiyoruz.Tüneller için gerekli olan teknoloji bize uzaylılar tarfından verildi.En önemlisi sürüngenler sınıfından olan Orion grubu ve 2. grup olarak Leverons adıyla çağrılan uzaylılar.En çok yardım sağlayan grup Sirius A 'dan dı.Bu gruplar bizim hükümetimizle gizli bir şekilde çalışıyorlardı.Hükümetin amacı kendi teknik sistemlerini daha da otomasyona çevirmek ve bellek kontrol tekniklerini geliştirmekti. Pek çok değişikliklerden sonra 1977 yılları dolayında tüneller tam olarak işler vaziyete geldi. 1979 yılında da istedikleri tüm sonuçları aldılar. Projenin durdurulduğu 1983 yılının 12 Ağustos gecesine kadar sonuçları aldılar.Ve proje, projeye katılanlarca içten sabote edildi.

Phoenix projesinin yararlarından biri zaman tünellerinin kullanımı ile yakın gezegenlere gidilebilmesiydi.Nazi döneminde elde edilen zaman boyutları hakkındaki bilgiler sonucunda Almanlar 1947'de kendi araştırma laboratuvarlarında bir zaman tüneli etkisi yaratarak kendilerini yakın gezegenlere ışınlayabiliyorlardı.Birleşik devletler Rus araştırmacılarla birleşerek 1962'de Mars'a gitmişlerdi.Bu araştırmalar resmi bilim literatürlerinin dışında küçük grupların büyük finanslarla yürüttükleri deneysel çalışmalardan ibaretti ve bu deneyleri yapanların ulaştıkları nokta elde edilen bilgiler gizli dosya arşivlerinde hala bir sır olarak açıklanmayı beklemektedir.

Rus'lar 1962'de zaman tüneli etkisini kullanarak Mars'a gittiler ve ordan dünyaya bilgi gönderdiler. Mars'taki araştırmacılar : <> Çünkü onlar zaman tüneli açma tekniğini kullanarak uzayın ve zamanın herhangi bir koordinat noktasına kendilerini nakil edebiliyorlardı (Teleportasyon).Böylece Mars'ın verilen koordinatlarına gittiler.İlerleyen teknoloji sayesinde zaman tünellerini işletmek için talep edilen tüm koordinatlar ve bilgi, manyetik bir kasete kayıt edilir.Ve siz bu kaseti alıp bilgisayara koyabilirsiniz.Böylece insan beynini zaman/uzayda koordinatları ayarlayıp belirleyen bir araç gibi kullanan psişik sandelyeye gerek kalmadan direkt bilgisayar sistemiyle istenilen yerleşim alanına giden zaman tünelini açabilirsiniz.Çünkü bilgisayar, gök bilimine ait olan, tüm Dünya hareketleri, Güneş Sisteminin Hareketleri gibi bilgileri içerir ve hepsi bilgisayar içinde mevcuttur.Böylece herhangi bir anda holografik taramayla bulunduğumuz noktanın gideceğimiz noktaya olan mesafesi, konumu belirlenmiş olacağından o bilinen noktaya doğru zaman/mekan kayması etkisiyle kendimizi transfer edebiliriz. ]

Al Bielek: Mountauk projesinde çalışanlardan biride Matthew Zaret' ti. Matthew Zaret ve Preston Nichols teknik istasyon ustalarıydılar. Zaret benim önerim üzerine 1980'de görevinden ayrıldı.Prof.Zaret Radyo Frekans vericilerinin(RF transmitters)hepsini çizdi ve inşa etti.Zaret görünmezliği sağlayacak ve zaman tünellerini oluşturabilecek güçte elektromanyetik alanlar üreten dev bobin planlarını çizmekle görevlendirilmişti.Prof.Zaret yüksek güçte RF verici sistemleri, Radar ve modülatör sistemleri üzerine bir uzmandı.Prof.Zaret Montauk projesi için en son özel bir Amplitron(yükseltici/ Radyo Frekans Tüpü) tasarımını yapmıştı.

Çetin Bal: Philadelphia ve Mountauk projesinin teknik sistemlerinin teorik temeli 'zamanın bir dalga olması' kuramını esas almaktaydı.Bu proje çerçevesinde ''zaman'' bir dalga yapısı olarak görülmekteydi.İleri ve geri olmak üzere iki zaman dalgası vardır.Ve zamanın bu dalga yapısı yüksek güçteki radyo frekans alanları ile sekteye uğratılarak zaman ve uzayda bir çatlak yaratılabilir.Yani zaman eğilip bükülebilir...Kısaca bu deneylerin öngörüsü buydu!

Çeviri :Çetin BAL / İnternet dökümanlarından notlar

3 Mart 2009 Salı

NASA'dan geleceğin uçak tasarımları

Bu görmüş olduğunuz Grafiklerde tasarımlar hazır durumda . Prototipler ve konsept uçaklarrın bazıları 1960 -1980 - 1990'lı yıllarda üretilen prototipler var.
Bazı nedenlerden dolayı uçaklar nasa uzay müzesinde korunmaktadır. Fakat şunun altını çizmekte fayda daha öncelerde gizli projelerde yer aldığı için bu tarz uçaklar resmi olarak üretildi. 51.Bölge'de deneme sürüşü yapılan pek çok gizli uçaklar görmeniz mümkündür. Bir kaç yıl içerisin de bu tasarımları gökyüzünde görmeye başlayabiliriz...

Fizik teorileri; Kuantum Sıçraması

Albert Einstein'ın görecelilik teorisi, ışığın hızını evrensel hızı sınırı olarak belirledi ve mesafe ve zamanın mutlak olmadığını, kişinin hareketi ile etkilendiğini gösterdi.

Hareket halindeki bir saat her zaman hareketsiz bir saatten daha yavaş çalışır görünür, çünkü zaman bir cismin hareket ettiği hız ile ilişkilidir. Teoride bu gerçek zaman yolculuğunu mümkün kılıyor – en azından eğer çok hızlı bir uzay gemisine sahipseniz.

Şunu düşünün: Eğer bir astronot ışık hızının hemen altındaki bir hızda altı ay boyunca uzayda seyahat ederse ve Dünya’ya geri dönmesi de altı ay sürerse, gelecekteki dünyaya ayak basacaktır.

Astronotun ışık hızına ne kadar yakın yolculuk yaptığına bağlı olarak astronotun saatinde bir yıl geçerken, Dünyada on binlerce yıl geçmiş olabilir.


Columbia Üniversitesi fizik profesörü ve ‘Kozmosun Dokusu: Uzay, Zaman ve Realitenin Niteliği’ kitabının yazarı Brian Grene, “Sonuç şu ki, fizik yasaları zaman yolculuğuna izin veriyor” dedi.

Ama Einstein’ın tasarladığı şekliyle uzay ve zaman yasaları kuantum teorisinin garip kuralları ile revize edilebilir. Kuantum teorisi evreni dolduran mikroskobik rastgele olmayı tanımlar.

Evrenin süreksiz olduğu atomaltı ölçekte, fizikçiler yerçekiminin nasıl davrandığını bilmiyorlar.

Princeton Üniversitesi’nden astrofizikçi Richard Gott “Kuralları değiştirebilecek bazı yeni fizik yasaları keşfedebiliriz” dedi.


Kurt Yenikleri Zaman Yolculuğu İçin Tüneller midir?

Bilim kurgu fanatiklerinin bildiği gibi, kurt yenikleri (solucan deliği) [uzay ve zamanda teorik kestirme yollar] zaman yolculuğu portalları için mükemmeldir.

İnsanları geçmişe aktaran en son film 1952 Ray Bradbury romanından uyarlanan bu yazın filmi ‘A Sound Of Thunder’ dir. Bu filmde, bir grup avcı dinozor çağına geri gitmek için bir zaman makinesi yapar, zaman makinesi bir çeşit kurt yeniğine benzer. Orada, olaylar ters gider. Bir avcı bir kelebeği öldürdüğü zaman, bu tarihin gidişatını tamamen değiştirir.

Film eleştirmenler tarafından olumsuz eleştiriler aldı ve hemen sinema salonlarından çekildi. Ama sorular ortaya çıktı – zaman ve zamanda yolculuk olasılıklarının gizemi fizikte en zorlu konular arasındadır, gittikçe artan sayıda bilim adamı bu konu ile ilgilenmektedir. Bilim adamları gerçekten zamanda yolculuk yapmanın yolunu aramıyor. Ama bazıları bunun nasıl yapılabileceğini teorize etmenin – belki uzayda bir kurt yeniği kullanarak – bunu anlamalarına ve hatta fizik yasalarını revize etmelerine yardımcı olacağına inanıyor.

Portekiz Lizbon Üniversitesi’nden astrofizikçi Franscisco Lobo, “Bir ucundan diğer ucuna geçilebilir kurt yenikleri genel göreceliliğin sınırlamalarını araştırmakta gedanken deneyler için çok yararlıdır” (gedanken terimi, teorik olarak mantıklı ama gerçekleştirilmesi pratik olmayan deneyleri tanımlar) dedi.


Sıçrama

Görecelilik teorisi geçmişe yolculuğa izin vermez. Ama kurt yenikleri olarak bilinen Einstein – Rosen köprüleri kullanılarak bu tür yolculuklara erişmek mümkün olabilir.

Uzay ve zamandaki teorik kestirme yollar uzaydaki iki uzak mesafeyi birbirine bağlar, bir elmanın içindeki kurt yeniği tünelindeki gibi.

Pasadena’daki Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde yerçekimi teoristi olan Kip Thorne 1988’de bu tünellerin Casimir enerjisi olarak bilinen ekzotik bir madde formu ile açık tutulabileceğini gösterdi.

Laboratuarda ölçülen bu enerji bir çeşit kuantum vakumudur. Sıfırdan daha az ağırlığa sahip olan Casimir enerjisi kurt yeniği duvarlarını ayrı tutarak anti –yerçekimi etkisine sahip olurdu.

Lobo “Genel göreceliliğin negatif enerji yoğunluklarının varlığını yasakladığı varsayımında bulunulmuştur, ancak kuantum mekanikleri vakumun her zaman fısır enerji yoğunluğuna sahip olmayabileceğini gösterir” dedi.


Princeton’daki bilim adamı Gott kurt yeniği etkilerini aynalı bahçe topu şeklinde tasarlar. Ancak, kurt yeniğinden bakınca, kişi aynı bahçenin yansımasını görmez, bunun yerine diyelim ki güneş sistemimize en yakın yıldız olan Alpha Centauri’deki bir bahçeyi görür.

“Kurt yeniğinin içinden sıçrayabilir ve Alpha Centauri’de ortaya çıkabilirsiniz ve bu iki çok uzak yerleri birleştiren çok dar bir tünelden geçmiş olursunuz” dedi Gott. “Kurt yeniğinin kestirme yolu Alpha Centauri’ye bir ışık demeti fırlatmanıza izin verir”

Eğer kurt yeniğinin bir ucu ışık hızına yakın bir hızda yolculuk yapan bir uzay gemisinin yerçekimi etkisi kullanılarak hareket ettirilirse, o uçtaki bir saat kurt yeniğinin diğer ucundaki saate göre daha yavaş çalışır. Bu, kurt yeniğini iki farklı zaman - geçmiş ve gelecek – arasında bir portala dönüştürebilir.

Gott “Bu kurt yeniklerinin mutfağınıza koyabileceğiniz bir şey olmadığını belirtmeliyim. Kurt yeniğinin her bir giriş yeri 100 milyon güneş kütlesindedir.” dedi. “Bu galaktik – öçekli mühendislik projesidir.”

Fantom Enerjisi

“Ancak kurt yeniklerini inşa etmek ve desteklemek için gereken materyal, evrenin hızlanmış bir genişlemede olduğu keşfinden bir destek aldı” diyor Lobo.

Bu kozmik genişlemenin muhtemel itici gücü “fantom enerjisidir”, evrenin yüzde 70’ini oluşturabilen kuramsal madde.


Lobo “Fantom enerjisi uzayı itiyor olabilir ve o kadar anti- yerçekimseldir ki en sonunda her şeyi parçalara böler, her şeyi sona erdirir. Ancak, o zamandan önce, kurt yenikleri açmayı desteklemek için kullanılabilir” diye teorize ediyor.

“Daha spekülatif bir senaryoda, içinden geçilebilir bir kurt yeniği inşa etmek ve bunu devam ettirmek için gereken fantom enerjisi için kozmik akışkanı kazıp çıkaran feci derecede ileri bir uygarlık hayal edilebilir” dedi.

Zaman Yolculuğu Nasıl İşler

Thorne zaman yolculuğu portalı için kullanılabilecek evrende var olan başka türde tünele benzer bir yapı olabileceğine inanıyor. Einstein – Rosen Köprüleri de denen kurt yeniklerinin zaman yolculuğu için en çok potansiyele sahip oldukları düşünülüyor. Sadece zamanda yolculuk yapmamıza izin vermezler, ayrıca zamanın çok küçük bir kesrinde Dünyadan bir çok ışık – yılı uzağa yolculuk yapmamızı sağlayabilirler.

Kurt yenikleri

Kurt yeniklerinin, herhangi bir kütlenin uzay zamanı büktüğünü ifade eden Einstein’ın görecelilik teorisine dayandığı düşünülür. Bu bükülmeyi anlamak için, iki kişinin bir çarşafı tuttuğunu ve bu çarşafı gerdiğini düşünün. Eğer birisi çarşafın üzerine bir basket topu koyarsa, basket topunun ağırlığı çarşafın ortasını dürecektir (yuvarlayacaktır) ve çarşafın o noktada bükülmesine neden olacaktır. Şimdi, eğer aynı çarşafın kenarına bir bilye konulursa, bükülme nedeniyle basket topuna doğru yolculuk yapacaktır.


Bu örnekte, uzay gerçekte uzayzamanı oluşturan dört boyut yerine iki-boyutlu bir plan olarak tanımlandı. Bu çarşafın üstü ve alt arasında bir boşluk bırakarak üst üste katlandığını imgeleyin. Basket topunu üst tarafa yerleştirmek bir bükülmenin oluşmasına neden olur. Eğer üsteki basket topunun bulunduğu yere karşılık gelen bir noktada çarşafın alt kısmına eşit bir kütle yerleştirilirse, ikinci kütle en sonunda basket topu ile buluşacaktır. Bu, kurt yeniklerinin oluşmasına benzerdir.

Uzayda, evrenin farklı kısımlarına baskı uygulayan kütleler en sonunda bir tünel oluşturmak için bir araya gelebilir – bu bir kurt yeniğidir. O zaman Dünya’dan başka bir galaksiye hızla yolculuk yapabiliriz ve geriye dönebiliriz (bir ömür içinde). Örneğin, Orion’un hemen altındaki Canis Major takımyıldızında görünen bir yıldız olan Sirius’a yolculuk etmek istediğimiz bir senaryo düşünelim. Sirius Dünya’dan yaklaşık 9 ışık – yılı uzaklıktadır, bu yaklaşık 54 trilyon mildir (90 trilyon km). Açıkça, bu mesafe uzay yolcularının orada neler gördüklerini bize anlatmaları için zamanda gidip dönmeleri için çok fazladır. Şimdiye dek insanların uzayda yolculuk yaptıkları en uzak mesafe aydır, Dünya’dan sadece 400,000 km. Eğer bizi Sirius’un etrafındaki uzaya bağlayan bir kurt yeniği bulabilseydik, o zaman geleneksel uzay yolculuğu ile geçmek zorunda kalacağımız trilyonlarca milden kaçınarak zamanı önemli ölçüde kısaltabilirdik.


Tüm bunların zaman yolculuğu ile ne ilgisi var? Daha önce tartıştığımız gibi, görecelilik teorisi bir nesnenin hızı ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşladığını belirtir. Bilim insanları uzay mekiği hızında bile astronotların birkaç nanosaniye geleceğe yolculuk yapabildiklerini keşfettiler. Bunu anlamak için iki kişiyi hayal edin, onlara A ve B diyelim. A Dünya’da kalırken, B uzay mekiği ile uçar. Kalkış anında ikisinin de saatleri mükemmel senkronizasyondadır (aynı zamanı gösterir). B2nin uzay mekiği ışık hızına yaklaştıkça, B için zaman daha yavaş akar (A’ya göre). Eğer B ışık hızının yüzde 50’sinde sadece birkaç saat yolculuk yapıp Dünya’ya geri dönerse, A’nın B’den daha hızlı yaşlandığı ikisine de görünecektir. Yaşlanmadaki farklılığın nedeni, zamanın A için B’den daha hızlı geçmesidir. A için birçok yıllar geçmiş olabilirken, B için sadece bir kaç saat geçmiştir.

Eğer kurt yenikleri keşfedilebilseydi, geleceğe olduğu gibi geçmişe de yolculuk etmemizi sağlardı. İşte bunun nasıl işleyeceği: Diyelim ki, kurt yeniğinin girişi taşınabilirdir. O zaman yukardaki örnekte ışık hızının yüzde 50’si hızda uzayda birkaç saat geçiren B kurt yeniğinin bir ucunu uzaya taşıyabilirdi, kurt yeniğinin diğer ucu A kişisi ile Dünya’da kalırdı. B uzayda yolculuk yaparken, iki insan (A ve B) birbirlerini görmeye devam ederlerdi. B birkaç saat sonra Dünya’ya geri döndüğünde, A için birkaç yıl geçmiş olabilir. Şimdi, A uzaya giden kurt yeniğinden baktığında, kendisini daha genç yaşta görür, B uzaya uçtuğunda bulunduğu yaşta. Bununla ilgili harika olan şey şu; daha genç olan B geleceğe adım atabilirken, daha yaşlı olan A kurt yeniğine girerek geçmişe adım atabilir.


Kozmik İplikler

Zamanda geriye ve ileriye nasıl yolculuk yapabileceğimizin bir başka teorisi, 1991’de Princeton fizikçisi J. Richard Gott tarafından önerilen kozmik iplikler fikrini kullanır. Bunlar – isimlerin öne sürdüğü gibi – bazı bilim adamlarının erken evrende oluştuklarına inandıkları ipliğe benzer nesnelerdir. Bu iplikler evrenin tüm uzunluğu boyunca dizilebilir ve yoğun basınç altındadırlar – milyonlarca ton.

Atomdan daha ince olan bu kozmik iplikler yakınından geçtikleri herhangi bir nesneye muazzam miktarda yerçekimi çekiş etkisi üretebilirler. Kozmik bir ipliğe bağlanmış nesneler inanılmaz hızlarda yolculuk yapabilir ve yerçekimi kuvvetleri uzayzamanı büktüğü (çarpıttığı) için, zaman yolculuğu için kullanılabilirler. İki kozmik ipliği bir araya çekerek veya bir ipliği bir kara deliğin yakınına çekerek kapalı zaman – benzeri eğriler yaratmak için uzayzamanı yeteri kadar eğriltmek mümkün olabilir.

Bir uzay gemisi kendisini geçmişe sevketmesi için iki kozmik iplik veya iplik ve kara delik tarafından üretilen çekimi kullanarak bir zaman makinesine dönüştürülebilir. Bunu yapmak için, kozmik ipliklerin etrafında döngü yapacaktır. Ancak, bu ipliklerin var olup olmadıkları ve eğer var iseler hangi formda oldukları ile ilgili hala çok fazla spekülasyon vardır. Gott’ın kendisi, zamanda bir yıl bile geri gitmek için, tüm galaksinin kütle – enerjisinin yarısını içeren bir iplik döngüsü gerekeceğini söyledi. Ve herhangi bir zaman makinesi ile olduğu gibi, zaman makinesinin yaratıldığı zamandaki noktadan daha uzağa geri gidemezsiniz.


Zaman Yolculuğundaki Problemler

Eğer zaman yolculuğu için elverişli bir teori geliştirebilseydik, paradoks denen çok karmaşık problemler yaratma yeteneği geliştirirdik. Paradoks kendisi ile çelişen bir şey olarak tanımlanır. İşte iki genel örnek:

Diyelim ki, doğduğunuzdan önceki bir zamana geri gidebiliyorsunuz. Doğduğunuzdan önceki bir zamanda var olmanız gerçeği bir paradoks yaratır. Eğer 1960’ta doğduysanız, 1955’te nasıl var olabilirsiniz?

Muhtemelen en ünlü paradoks büyükbaba paradoksudur. Bir zaman yolcusu geri gidip, yolcu doğmadan önce atalarından birini öldürürse ne olacaktır? Eğer o kişi kendi büyükbabasını öldürürse, o zaman o kişi geri gidip kendi büyükbabasını öldürmek için nasıl canlı olabilecektir? Eğer geçmişi değiştirirsek, sonsuz sayıda paradoks yaratacaktır.

Zaman yolculuğu ile ilgili bir diğer teori paralel evrenler veya alternatif tarihler (hikâyeler) fikrini ortaya koymaktadır. Diyelim ki, büyükbabanız ile o genç bir oğlan iken karşılaşmak için geriye yolculuk yapıyorsunuz. Paralel evrenler teorisinde, bizimkine çok benzeyen ama olayların farklı şekilde ilerlediği başka bir evrene yolculuk yapıyor olabilirsiniz. Örneğin, zamanda geri yolculuk yapıp atalarınızdan birini öldürüyorsanız, sadece tek bir evrendeki o kişiyi öldürmüş olursunuz ki o evren artık sizin var olmadığınız evrendir. Ve eğer sonra kendi zamanınıza geri gelmeye çalışırsanız, bir başka paralel evrende ortaya çıkabilirsiniz ve asla başladığınız evrene geri gelemeyebilirsiniz.

Buradaki fikir, her eylemin yeni bir evrenin yaratımına neden olduğudur ve mevcut olan sonsuz sayıda evren olduğudur. Atanızı öldürdüğünüz zaman yeni bir evren yarattınız, olayların orijinal sırasını değiştirdiğiniz zamana kadar kendinizinkine özdeş olmuş bir evren.

Zaman yolculuğu dünyasına hoş geldiniz.

Çin'in uzay sondası Ay yüzeyine düştü

16 aylık bir görev için Ay yüzeyini keşfe gönderilen Chang'e 1 isimli uzay aracı Ay yüzeyine kontrollü bir şekilde düşürüldü.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin üç aşamalı Ay projesinin birinci aşamasını tamamlamak üzere 2007 yılında fırlatılan Chang'e 1 isimli uzay aracı görevini tamamlayarak kontrollü bir şekilde Ay yüzeyine düşürüldü.

Çinli yetkililerin yaptığı açıklamaya göre, Chang'e 1 isimli araç, dün TSİ 11:13'te 16 aylık görevini başarıyla tamamlayıp, bir sonraki aşama için veri sağlaması amacıyla ay yüzeyine düşürüldü.

Çinli yetkililerin, bir sonraki aşamada gönderilecek uzay aracının ay yüzeyine daha yumuşak bir iniş gerçekleştirebilmesi için gerekli olan deneyimi elde etmek amacıyla düşürdükleri araç, Ay yüzeyinin ayrıntılı haritasını çıkarmıştı.

Çin'in üç aşamalı Ay projesi, 2012 yılında Çinli bir astronotu Ay yüzeyinde yürüyüşe çıkarmayı hedefliyor. Ülke aynı zamanda bu projenin sonunda elde ettiği yöntem bilgisini Ay yüzeyinde kurulacak bir uzay üssü için de kullanmayı düşündüğünü açıkladı

İnsan beyni ve yapay zeka birleşiyor

NTV Bilim'in ilk sayısında incelenen, Raymond Kurzweil'in Singularity is Near isimli kitabında dile getirdikleri, insan makine tekilliğinin bir yüzyıl içinde gerçekleşeceği savında.

"Teknolojide yaşanan muazzam ilerleme insana, yakın gelecekte yine insanın temel biyolojik özelliklerini değiştirme, yarı insan yarı makine bir nesil yaratma becerisini sağlayabilir."

ABD'li Raymond Kurzweil'in 2005 yılında yazdığı Singularity is Near (Tekillik Yakın) isimli kitabında dile getirdiği bu görüş, insanın kendini biyolojik bir varlık olmaktan çıkarmaya başladığını ve gerek zihinsel, gerek bedensel olarak trilyon kere trilyonlarca daha yetenekli, biyoloji ve teknolojinin karması bir varlığa dönüşmeye başladığını söylüyor.

Yazara göre insanoğlu, 2045 yılında "tekillik" olarak adlandırılan bu aşamaya ulaşacak. Ulaşılacak yeni insan, evreni de kendisine dönüştürecek.

Kurzweil'in kitabında belirttiği, bilim-kurgu camiasında olduğu kadar, bilim insanları arasında da büyük yankı bulan bu bilişsel fantezi ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi NTV Bilim'in ilk sayısında okuyabilirsiniz.

Kurşun geçirmez jel üretildi

İngiltere’de kurşun veya şarapnellere karşı özel bir jel geliştirildi. Jelin, askeri kıyafetlerde kullanımı planlanıyor.

İngiltere’de geliştirilen özel bir jel, darbe geldiğinde, anında sertleşen jel, kurşunun kinetik enerjisini yarı yarıya indiriyor.

d3O adı verilen jel, kurşun darbesi geldiiğinde hemen sertleşiyor ve askerlerin, kurşun ya da şarapnel nedeniyle yaralanma riskini minimuma indiriyor. Jelin askerlerin kasklarına ya da kıyafetlerinin içine yerleştirilmesi planlanıyor.

Jelin mucidi Richard Palmer d3O’nun mekanizmasını şöyle açıkladı: “Normal şartlarda yavaş haraket ederken jeldeki moleküller birbirleri üzerinden kayıyor. Ani bir yüksek enerjili darbe karşısında isr birbirine takılıp, kenetleniyor ve katı duruma geçiyor. Böylelikle de maruz kalınan enerji jel içinde abzorbe ediliyor.”

Jeli oluşturan moleküller ‘akıllı molekül’ sınıfında yer alıyor ve darbe savuşturulduktan sonra tekrar jel formuna geri dönüyor.

ROBOCOP’TAN ÖRÜMCEK ADAMA
İngiltere Savunma Bakanlığı jelin üreticisi firmasına 100 bin Sterlinlik bir ödül verdi. Eğer ingiliz Ordusu bu jeli kullanmaya başlarsa, mevcut kabarık ve hantal zırhların yerini alacak.

Richar Palmer bu durumu Robocop’tan Örümcek Adam’ geçiş olarak nitelendiriyor.

Jel şimdiden sportif ürünlerde kullanılmaya başlandı. d3O’yu bazı kayak eldivenlerinde, dizliklerde ve binicilik ekipmanlarında bulmak mümkün