16 Aralık 2008 Salı

Kara delik teorileri doğrulandı

Gökbilimciler, Dünya’ya 10 milyar ışık yılı uzaklıkta dev bir kara deliği inceleme ve analiz etmeyi başararak, bu tip cisimleri tanımlayan teorileri doğruladı.

Lozan kentindeki Federal Politeknik Okulu (EPFL), uluslararası astronomi ekibinin, şu anki en büyük teleskoplardan bin kez daha üstün bir teleskopla, kara deliğin çevresinde dönen ve giderek genişleyen diskin dış bölümlerini incelediğini açıkladı.
Haberin devamı

Bunun için Güney Yarıküre Avrupa Gözlemevi’nin Çok büyük Teleskobu’nu (Very Large Telescobe-VLT) kullanan ve biri galaksi diğeri yıldızlar olmak üzere iki doğal büyüteçten faydalanan Avrupalı ve Amerikalı astronomlar, çok uzaktaki ışıklı bir kaynak olan kuasarın dört görüntüsünden oluşan ve “Einstein Haçı” denilen ünlü kozmik yükselişi inceleyerek, kara deliğin etrafındaki diski araştırdı.

EPFL’den Alexander Eigenbrod, en enerjik ışımanın dev kara deliğin orta bölgesinden yayıldığını ve teorinin öngördüğü gibi diskin kara deliğe mesafesine göre enerjinin azaldığını ispatlayabildiklerini söyledi.

Bilim adamlarının gözlemlediği kuasar, Dünya’dan yaklaşık 10 milyar ışık yılı uzakta bulunuyor ve ilk planda bulunan bir galaksinin yer çekimi etkisiyle ışığının yönü değişiyor ya da gücü artıyor.

Bu ışığın gücünün artması özelliği, astronomide, diğer zayıf ışıklı çok uzaklardaki cisimlerin günümüz teleskoplarıyla incelenmesi amacıyla kullanılıyor.

Kara delikler dev girdaplar gibi yıldızları yutabiliyor ve hiçbir ışık bundan kaçamıyor.

Bir Geminin Saniyesi Saniyesine Batışı

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Göçmen Türkler mi, Göçebe Türkler mi?

Resim


Göç eden Türk kitleleri, daima ısrar ve inatla,

* Göçebeler diye tanımlanmıştır. Halbuki bu göç eden kitleler, ilk topraklarını terk eden, yerleşmek amacı ile yeni bir yurt, bir ülke arayan,

* YAZI sahibi, bunun sonucu ileri seviyede kültürlü olan GÖÇMEN kitleleridir...

* Asya'dan, Talas Vadisinden, bugünkü Kırgızistan'dan yola çıkıp, İsvirçe Alplerine yerleşen, orasını kendisine vatan, yurt eden Ön-Türkler göçebe değil göçmendirler.

* Günümüzde Avrupa'ya gidip yerleşen vatandaşlarımız da göçmendirler, göçebe değildirler.

Resim

Göçebe ise,

* Konar / göçerler yani dönüp dolaşıp gene aynı, geçici olarak terk ettiği yere geri dönenlerdir, çobanlıkla geçinenler, ya da yakın yörelerde iş arayanlardır. Örneğin, pamuk toplamak için Adana ovasına inip sonradan gene eski yerlerine dönenler gibi...

* Göçebelik bir yaşam tarzıdır. Arabalar ve çadırlarda yaşarlar. Belirli bir bölgede geçici olarak yerleşir, değişen şartlara göre başka bir yer ararlar...
Yaşam tarzları hiç değişmez, değerler hiçbir zaman reddedilemez.

* Batılılar, Türklerin göçmen olduklarını kanıtlamak için, Asya'da yaylâlarda birkaç çadırdan oluşan obaların resimlerini çekerler ve de çadırları bilmedikleri Türkçe ile YURT diye adlandırarak işte!.. demek isterler "Türkler göçebedirler"...

Altay dağlarında otlak peşinde yer değiştiren, daimi yer değiştirme yaşamını sürdüren, ama belirli bir yöre içinde dönüp dolaşanlar, Konar / Göçerler göçebedirler.

Soruyoruz: Asya'daki ilk şehirleri kuranlar ve bu şehirlere tarihteki ilk adlarının verenler kimlerdir?

* Bunlar şehirleri kurduktan sonra, yaylâlara göç edip, çadırlara mı yerleşmişlerdir?

* Ya da çobanlar, yaylâklarda bina mı inşa etmişlerdir? Son zamanlarda bizde de düşünmeden ve bilmeden kullanılan bu yurt sözcüğüne gelelim:

* yurt, bu çadırların kapladığı yere, toprağa verilen addır, yurt, çadır, çobanın içinde yaşadığı "keçeden inşa edilmiş bina" demek değildir. Onun adı, Asya'da ÜV yani evdir. Ana dilimizi de artık batıdan öğrenmeyelim...

* Batılının sübjektif tutumu ise, Türkistan (Orta Asya) Türk kültürünü yok etmek,

* Türk tarihini, kenara itip, tarihi kendisiyle başlatmak, tarihsizliğini örtme telaşının verdiği bir kompleks halinde ortaya çıkar.

Batının bu davranışı bilim dünyasında gerçekten büyük başarı sağlamıştır.


Resim

Tarihe ilk adım ve Göçmen Türkler

Örnek: Türk tarihinin başlangıç noktası, tamamen kasıtlı olarak, (-220) olarak kabul edilmiştir.

Tarihi ve bilimsel gerçek şudur ki, Türkler "yazı öğeleri içeren kaya resimleriyle, Sovyet Bilim Akademisinin C14'le tespi ettiğine göre ŞİMDİLİK,

* (14 -on dört) binde, AŞ damgası ve

* (12 -on iki) binde Kozmos, anlamını taşıyan ON damgasıyla tarihe ilk adımlarını atmışlardır. Ve de bu tarihten itibaren,

* Buzul dönemi sonu su baskınları, Kuraklık v.b.. nedenlerle büyük ve sürekli göçler olmasına rağmen, Türk kitlesinin büyük bir bölümü doğdukları bu topraklardan ayrılmamışlardır. Bu büyük gerçek, görülmemiş, gözden kaçmış, kaçırılmıştır.


Kaynak:Ön-Türk Uygarlığı Araştırmaları Merkezi

Mayalar'ın Dünya Dışı Mimarisi

En gözalıcı ve teknik incelikler içeren yapılardan bazıları binlerce yıllıktır. Klasik bilim büyük Maya tapınaklarını, piramitleri ve Angkor Wat ‘ı araştırmış ve yapım tarihleri hakkında bilgiler sunmaya çalışmıştır.Fakat diğer bir çok önemli soruları yanıtlayamamaktadır.Yapıların formatları ve harika görünüşleri kafaları karıştırmaktadır. Birde buna, bunları yapanların ilkel topluluklar olduğu bilgisi eklenince soru işaretleri dahada artıyor.Bunun yanısıra yapım teknikleri dışında yıldızlara ve güneş sistemlerine atfen yapılmış olamalarıda buna tuz biber ekiyor.Hatta bazıları dünyadışı ziyaretçiler için bir fener niteliği taşıyor olabilir.

Anlayamadığımız diğer bir nokta ise, bu kadar gelişmiş bir teknik bilgi neden insanlık tarihinde bu kadar erken dönemlerde ortaya çıkıyor.Mezopotamya’da yani bugünkü Irak’ ta , ilk yerleşim merkezleri olarak Sümerliler 5000 yıl önce birden bire büyük ve karmaşık şehirler olarak ortaya çıkmaktadır.Hemde kütüphaneleriyle, iyileştirme merkezleriyle, detaylı ve karışık takvimleriyle ve yıldız gözlem evleriyle birlikte.İnsanlık birden bire tekerleği icat ediyor, yazıyı bululuyor, çok ağır cisimleri taşıyabiliyor ve madenleri eritebiliyor.

Erich von Daniken, insanlığın bir çok kez “dışarıdan” yardım aldığı iddiasını ortaya atan ilk kişidir.Bu iddiasıbasında yer aldıktan sonra bir çok kişi geçmişimizin bu karanlık devirlerini araştırmaya koyuldu.Tabiki araştırmacıların bir bölümü insanlığın dışarıdan yardım aldığı sonucuna ulaşmadılar.Bazılarına göre ise klasik tarihleme yanlışlarla doludur.

Günümüz araştırmalarında ortaya çıkan sonuca göre Machu Picchu gibi bazı yapı gurupları astronomi bilgisiyle e belirli bir uzaysal amaç için inşa edilmişlerdir.Eski uygarlıkların ayrıntılı takvimlere ihtiyacı neden olsun ki? Buna rağmen Mayalar’ın kullandığı takvim bugünkünden daha hassastı.Uzaysal zaman onlar için neden bu kadar önemliydi? Acaba gök tanrıları bir gün geri gelecekleri sözünümü vermişlerdi?Gözlem evleri bu tanrıları izlemek içinmi kullanılmışlardı?Bu tip yapılar ne zaman önyargısız bir şekilde araştırılırsa belki o zaman gerçek kendini gösterecektir.

MACHU PICCHU

Machu Picchu 1460 ve 1470 yılları arasında yapılmış olabilir.Deniz yüzeyinden 2700 metre yükseklikte kurulmuştur.Kesin olan şey burasının bir inanç merkezi olduğuydu.Ve güneş tanrısı İnti ‘ye atfedilmişti.Bazı araştırmacılar, yapıların bir kısmının M.S. 100 yıllarına ait olduğuna inanıyorlar. Eğer bu doğruysa, neden bu kadar her şeyden uzak ıssız bir yeri yapılarını kurmak için seçmişlerdir?

Peru’daki bu inanılmaz şehir ancak 1911 yılında keşfedildi.Bu İnka şehri, çok şükürki insanlık tarafından daha önceden keşfedilmediği için yağmacıları elinden kurtulmuş ve bir çok ayrıntısıyla sadece doğaya direnmek durumunda kalmıştır.Bu yüzden bakire bir antik şehir diyebiliriz.

Gelişmiş yapı gurupları, tapınaklar ve gözlem evleri yüzden fazla basamak (taraça) şeklinde yapılmış olup hiç bir yapı harcı kullanılmamıştır.Ayrıca su depoları ve itina ile yapılmış tarım alanları vardır.

Araştırmacı Maurice Chatelain’ e göre Machu Picchu’ nun yüksek dağların tepelerine yapılmasının (bu bir çok yapı için geçerlidir) 3 önemli nedeni vardır.

  1. İnsanlık buz çaı sebebiyle gezegenin orta kısımlarına doğru göç etmiştir.
  2. İnkalar’ın çok iyi bildiği astronomik bir sebebi vardı.
  3. Çünkü “ uzay gemileri” kutup alanı yerine Ekvator kuşağında bir yere daha kolay iniş yapabilecektir.

KAILASA TAPINAĞI

Kailasa Tapınağı, 8 ve 9. yüzyılda yapılmış olup, orjinalinde beyaza boyanmıştı.Bu rengin seçiliş amacı, dağların karlı doruklarını çağrıştırmak istenmesi olabilir.Eğer Mısır’ın büyük piramidinin beyaz kireç taşı dış cephesinin uzaylılar için bir fener vazifesi gördüğünü düşünürsek Kailasa Tapınağı içinde aynı şeyi düşünemezmiyiz?

Hindistan’ın Bombay ( bu günkü adı Mumbai’dir) şehri sınırları içinde bulunan Kailasa Tapınağı, muhtemelen dünyadaki tek parça kayadan yapılmış en büyük yapıdır. Tapınak yaklaşık 800.000 metre kare alana yayılmış ve adını üzerinde bulunduğu Kailasa dağından almıştır.Bu dağ, Tibet platosunda piramit şeklindedir.Eski Hint yazılarına göre burası uzayın orta noktası ve Tanrı Şiva’ nın oturduğu yerdir.

Tapınağın anlamı, yapımında gerektirdiği işçilik kadar büyüktür.Von Daniken, içinde , gökten uçan araçlarıyla ( vimana) gelen tanrıların konu edildiği eski hint kitabelerini araştırdı.Bu eski yazılara göre, atalarımız samanyolundan bir yıldızdan gelmişlerdi.Bir çok hindu tapınağında olduğu gibi buradada, tapınak taban planı bir kozmoz’u (uzay) anlatmaktadır.Tapınağın orantısı ancak yukarıdan bakıldığında anlamını kazanıyor gibi.Taki gök tanrıları geri gelince bu yapı kendini belli edecek.Kimbilir bunun için yapılmıştır belkide.

KİTABELER TAPINAĞI

Kitabeler tapınağı bilmecelerle doludur.Araştırmalar sırasında arkeologlar, buldukları mezar odasından, tapınağın iç kısmına giden bir merdiveni takip ettiklerinde tapınağın taban kısmına geldiler.Kimse bu gizli yolun ne amaçla yapıldığını çözemedi ancak bazılarına göre, Mısır Piramitlerindeki gibi mistik anlam içeren gizli yollarla benzerlik gösteriyor.

Palenque’ deki en meşhur Maya piramidi, en büyük sırrını 1952 yılında Meksikalı arkeolog Alberto Ruz Lhuillier ‘e gizli bir bölmede gösterdi.Kazılar sırasında ünlü lahit odası ortaya çıktı.Tapınağın yapısı dikkat çekicidir.Şu anda 25 metre olan tapınak o zamanlar çatısında 13 metre yüksekliğinde tarak şeklinde bir eklentiye sahipti.Anlaşılan uzaktan görülmesi için yapılmıştı.

Bu basamaklı tapınaklar, gök tanrılarının sunduğu bilgilere dayanılarak bire bir yapılmıştı.Bunun sonucunda bir çok astronomik ve matematiksel olgular ortaya çıkmıştır.Örneğin her basamak 52 yılı sembolize ediyordu.Von Daniken’in düşüncesine göre Mayalar bu gelişmiş şehirleri terk etmişlerdi çünkü, Yapıların inşası bittiğinde gök tanrıları geri geleceklerdi.Ancak o gün gelip, gelen gidenin olmadığını görünce inançlarını yitirip oraları terketmişlerdi.

EL CASTILLO TAPINAĞI

Hala bir çok insan, burayı, yılan tanrısının gökten piramidin gölgesi aracılığıyla nasıl geldiğini görmek için ziyaret etmektedir.Bu tanrıları mistik kişilikler olarak görüyoruz ancak her geçen gün, dünya dışından ziyaretçilerin gelip eski kültürleri etkilediğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Meksika – Chichen Itza’ nın önde gelen piramidi dikkati çeken bir Maya astronomi bilgisini yansıtıyor.( Daha sonra bu bölgede yaşamış olan Azteklerin kana susamış gizemli tanrılarıyla karşılatırıldığında, birbirinden ne kadar farklı iki kültür oldukları anlaşılıyor.) Eski efsanelere göre, birzamanlar gök tanrıları Jaguar gibi vahşi hayvanları insanların üzerine salıyorlardı. Alan Alford’ın iddiasına göre El Castillo, vahşi hayvanlara karşı olan korkuyu simgeliyor. Ve yılan tanrısının dramatik bir şekilde dünyaya inişi ve tekrar ayrılışı konu edimiş.Şu saptamayı yapmış kendisi: “ İlkbahar ve sonbahar zamanlarında saat 17:00 ‘de piramitten yere dogru ielerleyen yılana benzer gölge belirir.Bu gölge yere ulaşınca tekrar basamaklardan yukarıya doğru çıkar. ”Bu teori piramidin içinde bulunan jaguar sunağı tarafından da desteklenmektedir.Eğer tapınak insanların tanrılara karşı olan korkularını ifade ediyorsa bu görevini layıkıyla yapıyor.Sadece güneşe olan bağlantısı ile değil, insan kurban etmeler ilede bu tapınak ilginçtir.

ANGKOR WAT

Angkor Wat 1860 yılında, tanrıların, gökyüzünün bir kopyası olarak yaptığı eski şehir hakkındaki duyumları alan Fransız Henri Mouhot tarafından yeniden keşfedildi.Sık yağmur ormanları tarafından saklanmış olan bu yapı bir çok soru işaretlerinide beraberinde getiriyor.

Angkor Wat Kamboçya’ da bulunan, 12. yüzyılda Khmer uygarlığı tarafından inşa edilmiş, dünyanın en büyük tapınak topluluğudur.Ayrıca gelmiş geçmiş en büyük inşaat emeği olarakda kabul edilmektedir4.Yapı Suryavarman II zamanında yapılmıştır. Hidistan’daki Hindu tapınaklarıyla büyük benzerlikler göstermektedir.Tapınak gökyüzünü simgelemektedir,Aynı zamanda göktanrıarının oturduğu yer olan Maru dağının fizik ve ruhsal gücünüde temsil etmektedir.

Bir çok yapı gibi burasıda çeşitli gizemler sunmaktadır bizlere.Çünkü Khmer topluluğu gelişmiş depo sistemlerine, kanallara ve halka açık binalara sahipken birden bire ortadan yok olmuşlardır.Angkor Wat yüzlerce yıl yağmur ormanlarının içinde ıssız bir şekilde öylece durmuştur. Buranın yerini bilen tek topluluk, buranın tanrılar tarafından yapıldığına inanan Budist Moniklerdi.Onların bu konuda haklı olup olmamaları bir yana burası bir çok gizemi barındırmaktadır.

VENÜS RASATHANESİ

İsabetli astronomik saat olan Venüs rasathanesi, araştırmacı Maurice Chatelain’in araştırmalarına ışık tutmuştur. Chatelain şu sonuca varmıştır : Binlerce yıl önceki atalarımızın astronomi bilgisi, 300 yıl önceki astronomların bilgisiyle karşılaştırıldığında ortaya devasa bir uçurum çıkıyor.Nasa uzmanı olan bu araştırmacı şunuda ekliyor ; Bir şey çok açık. Atalarımızın bu kadar geniş bir astronomi bilgisine sahip olması, kesinlikle kendi imkanlarıyla olmuş olamaz.
Resmi büyültmek için üzerine tıklayın

Maya inanç merkezi Chichen Itza’nın ortasında bugükü modern rasathanelere benzeyen Venüs gözlemevi bulunmaktadır.İçeride küçük merdivenle çıkılan kare pencereleri olan gözlem odası bulunmaktadır. Pencerelerin her biri çeşitli yıldız ve gezegenlere odaklanmıştır.Ve öyle sıralanmışlardırki güneşin mevsimlere göre hareketi rahatlıkla izlenebilmektedir.

Bir çok araştırmacı ortak bir soruyu kendilerine sormaktadırlar: Neden Mayalar bu kadar karışık ve isabetli bir takime ihtiyaç duysunlar?Bir görüşe göre bu takvim tarım için önemliydi.Fakat, onların gezegen hareketleriyle ilgili bilgileri açıklanamayacak kadar geniş ve dünya yılının hesaplanması bizim hesaplamamızdan dahada isabetliydi.Maya astronomları gökyüzünü bilimsel bir mantıkla incelemişlerdi.Acaba dünyadışı tanrıların tekrar gelecekleri günü doğru olarak hesaplamakmı istiyorlardı?

Erich Von Daniken gerçeği görmenin pek zor olmadığını iddia ediyor ve bu gerçeğin hikayesel tanrılar yerine, gerçek dünya dışı ziyaretçilerin olduğunu söylüyor. Mayalar bundan okadar emindilerki, bugün Mars’ tan elde edilen veriler ışığında bu teori o kadarda inanılmaz değil.

ANASAZI YERLİLERİNİN KAYA EVLERİ

Bazı kızılderili mitolojilerine göre askerler ve kız çocukları yıldız tanrılarından etkilenmişlerdir.Ayrıca ekin çemberleri konusunda bunarın yıldız insanları tarafından yapıldıklarına inanırlar.

Anasazi’ nin anlamı “ eski” dir.Bu isim Navajo yerlilerinin soyundandır.Bu eski topluluk 1300 yıllarına kadar Colorado’ da varlıklarını sürdürmüşlerdir.Anasaziler, içinde gerçek bir sosyal topluluğu bir arada barındıran, gelişmiş kaya evleri yapmışlardır.Yerli inancına göre onların geldiği yer eski bir uygarlığın olduğu merkezinde güneş bulunan bir yerdi.Bir çok geleneksel hikayeye göre yıldız insanları yeryüzüne bir çok işaret getirmişlerdi.Hemen hemen her kabile “gökyüzü ipleriyle” dünyaya gelen ziyaretçiler hakkında hikayelere sahiptir.

Kuzey Amerika’nın en erken yerleşimcileri hakkında çok az bilgiye sahip olmamız bütün bu konular hakkındaki soruları cevaplamamızı engelliyor.Tabiki diğer kültürlerde karşımıza çıkan insan – dünya dışılı ilişkisi buradada göze çarpıyor.

TIWANAKU ‘ NUN SU KANALLARI

Tiwanaku denizden 5000 metre yükseklikte bulunmaktadır.Bir çok kişi şu soruyu soruyor.Uçları hiçbir su kaynağına gitmeyen ( yakında su kaynağıda yoktur) bu su kanallarını insan neden yapsın? Bölgeyi tanımıyorlarmıydı? İlk defamı buraya gelmişlerdi?

Bolivya – Tiwanaku arkeoloji alanında, arkeologlar, gelişmiş depo sistemleri, kanallar ve su kanalları gün ışığına çıkardılar.Eserlere bakıldığında bu günkü teknik olanaklarla yapılanlar kadar iyiydirler.

Bu eserlerin tarihlenmesi konusu, tarih biliminde tartışmalara yol açmaktadır.Bazılarına göre burası dünyanın ilk yerleşim yeridir.Bazı güçlü göstergelere göre Olmekler, Tiwanaku kültüründen etkilenmişlerdi.

Olayın tartışma merkezi bulunan sanat eserleri hakkında değil, bazıları çifter çifter yerleştirilmiş kanallarla ilgilidir.Bu konuda çeşitli fikirler vardır.Daniken’e göre bu kanalların içinden “enerji kabloları” geçiyordu.Bununla tanrılar gelişmiş araçlarına enerji sağlıyorlardı.Bu vatandaş bazen gerçekten uçuyor gibi gelsede biz konuya devam edelim.

Ancak gerçekten bazı bulgular gösteriyorki, bu kültür elektriği biliyordu.Bir çok kalıntının arasında bulunan atılmış parçalar, bu insanların lehim yapabildiğini gösteriyor.Ayrıca maden eritimi ve gümüşle kaplama tekniklerinide biliyorlardı.Bu bilgi nasıl ortaya çıktı ve kaynağı nedir hala cevaplanmayı bekleyen sorular arasındadır.

CAJAMARQUILLA

Her ne kadar en göz alıcı dünyadışılıların izleri olmasada, yazı dizimizi Peru’nun başkenti Lima’da bulunan bu yere kazınmış garip izlerle bitirmek istiyorum.Kimler tarafından ve ne amaçla yapıldığı bir sır.Orada yaşayan yerli halk turistlere buranın bir buğday ambarı olduğunu söylüyor.Fakat buğdayları bir kaç büyük çukurda taplamak yerine neden bu kadar çok ve küçük çukurlar açılsınki.

Bu çukurlar 21.yüzyılda olduğumuz halde hala ne olduğunu bilmediğimiz bir anlam taşıyorlar.

Hangi amaca hizmet etti bu çukurlar? Neden bu kadar çok sayıda çukra ihtiyaç duymuşlar? Ne anlam ifade ediyorlar? Bilim, tarihimizin derinliklerini aydınlatamadığı sürece bunun gibi sorular cevapsız kalacak.Ön yargısız bir kafayla, dünyadışı bir uygarlık veya uygarlıklar tarafından etkilendiğimizi kabul etmek o kadar zormu? Bilimadamları, (olmayan) maymundan insana geçiş yaratığını bulmak için uğraşsınlar veya evrim şarlatanları ürete dursunlar, geçmişimizi gerçekten anlamak için önyargılarımızdan kurtulmamız şart.
UMARIZ UFO NET BU KONUDA BİRAZDA OLSA YARDIMCI OLABİLİR.

Uzaylılar 2012 de geliyorlar mı?

UFO yazarı Daeniken’den şok iddia: “Uzaylılar 5 yıl sonra Almanya'ya inecek !”

Uzaylıların dünyaya geldiği iddiasını dile getirdiği Tanrıların Arabaları adlı kitabıyla satış rekorları kıran İsviçreli yazar Eric Von Daeniken yine gündemde.

Yazara göre uzaylılar 23 Aralık 2012'de Noel gecesi Almanya'daki Köln Katedrali üzerinden dünyaya inecek. Araştırmacı yazar, uzaylıların düşman mı yoksa dost mu olduğunu bilmediğini ancak Eski Mısırlılar'a olduğu gibi bugünün insanına da yeni bilgiler öğretebileceklerini iddia etti.

Daeniken'in varsayımı şöyle:

Dünyanın en ileri medeniyetlerinden Mayalar'ın takvimi 2012'de bitiyor. O yıl Aralık'ta Güneş, Samanyolu Galaksisi'nde 26 bin yılda bir gerçekleşen çok özel bir konuma gelecek. Ayrıca Köln Katedrali Avrupa'da ki Vatikan ve İspanya'daki Santiago del Compostela ile kutsal Hıristiyan üçgenini oluşturuyor. Noel'de uzaylılar işte bu medeniyeti görmeye gelecekler.

32 dile çevrilen ve 64 milyon satan Tanrıların Arabaları'nın 72 yaşındaki yazarı, tüm dünyada UFO ve dünya dışı varlıklarla ilgili otorite olarak gösteriliyor

Irak'ta Bush'a Ayakkabı Fırlatıldı

Bush, kendisine fırlatılan ayakkabıdan son anda kurtuldu

Irak'a ziyareti kapsamında Başbakan Nuri El Maliki ile görüşen ve birlikte basın toplantısı düzenleyen ABD Başkanı George Bush, Irak savaşının henüz sona ermediğini, daha yapılması gerekenler olduğunu söyledi.

Çok sıkı güvenlik önlemleri altında Iraklı yetkililerle görüşen Bush, Maliki ile birlikte basın mensuplarının karşısına çıktığı sırada, Iraklı bir gazetecinin fırlattığı ayakkabılardan son anda kurtuldu.

Saldırının ardından sakin bir şekilde soruları yanıtlayan Bush, ABD ile Irak arasında imzalanan güvenlik anlaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve sadece iki yıl önce böyle bir anlaşmanın imkansız göründüğünü kaydetti.

Iraklı gençlerin gözlerinde "umut" gördüğünü belirten Bush, "Bizim uğruna savaştığımız gelecek bu" diye konuştu.

Maliki de, Irak'ın her alanda ilerleme gösterdiğini söyledi...

Kaynak:AA

Not: Maliki'nin yüz ifadesini izledim de kare kare,bıyık altından bir tebessüm var gibi!

Dünyayı Ziyaret Eden Dünya Dışı Canlılar

Dünyadışı canlılar ansiklopedisi

Dünyadışı canlılarla ilgili tüm tanıklıkları ve iddiaları derleyerek bir sınıflandırma yapmaya çalışmak bir karışıklık yaratabilir çünkü kanıtlanmamış bir olayı bilimsel alana taşımak uygun değildir, bunu önlemek için dünyadışı canlıları tiplerine ya da davranışlarına göre ayırabiliriz. Yine de sonuçları okuyuculara bırakıyoruz. Dosyalarda yer alan belgelerde ileri sürülen kanıtların, güvenilir araştırmalarla desteklendiği söylenmektedir ama yine de bütün bunlar fanatik birer iddia olarak tanımlanabilirler. Ve unutulmamalı ki, tanıkların büyük bir çoğunluğu gereken psikolojik testlerden geçirilmemiştir, kaldı ki testlerin geçerlilikleri dahi tartışılabilir düzeydedir. Burada önemli olan, böyle bir inancın ortaya çıkardığı ansiklopedik yaklaşımı sergileyebilmektir. İşte dünyadışı canlılar karmaşası;

İddialara göre galaksimizde
ve birkaç galaksi kapsamında bir Federasyon, bir İmparatorluk ve bir de bağımsız grup vardır; Federasyon, Zeta Reticuli 1, Alfa Centauri, Proksiyon, Kurt 424, Tau Ceti, Taygeta Pleiades ve Vega Şilrak takımyıldızının birliğinden kuruludur. İnsana benzer varlıklardırlar. İmparatorluk ise, Alfa Drakonis, Epsilon Bootes, Rigel Drion, Bellatrix, Orion, Polaris, Nemesis ve Zeta Reticuli 2´ye hakimdir. Daha çok reptil yani sürüngene benzer varlıklarıdır. Bir de kendi arasında anlaşık fakat bireysel olarak bağımsız olan zeki bir grup vardır; Bu grup, Bernard Yıldızları, Bootes Centaurus, Altair Aquila, Aldebaran, Arcturus, Sirius-B ve Sol Sisteminde yer alır. Farklı olan birkaç gizli grup, Amerika ve Dünya´daki kolonilerde ya da üslerde çok gizli olarak hükümetlerle ilişki kurdular. Bu grupların bazılarının, Güneş Sistemi içinde beden değiştirmeye imkan veren ilerlemiş bir teknolojiye sahip oldukları söylenmektidir. Şimdi "Dünyadışı Canlılar Ansiklopedisi"ne başlıyoruz.

Pleiadesliler:

Genelde sarışın ya da bazıları esmer insanlar, Alfa Draconis´den gelen sürüngene benzer varlıklar tarafından istila edilen gezegenlerde yaşıyorlar, Pleideliler, uzay yoculuğuna çıkan insana benzer ilk toplumdur (rivayete göre Amerikan Hükümeti 1940´lardaki Philadelphia Deneyleri´nden beri dünyadışı zeka ile nasıl bağlantı kurulacağını biliyordu.) Pleideliler, teknolojilerinin bizim uluslararası teknolojimizden yaklaşık 300 yıl ötede olduğunu ve kendilerinin, Andromeda takımyıldızının içinde bulunan, Andromeda Konseyi´nin bir parçası olduklarını belirtiyorlar. İsviçreli çiftçi Billy Meier´ın ilişkide olduğunu iddia ettiği uzaylılar bunlardır.

Lyralılar

Lyra insanlarının (İnsanlarla aynı nesle sahip oldukları söyleniyor) birkaç bin yıl önce sistem dışına sürüklendiğini farzedin. Lyra savaşları sürerken kitleler halinde sistemi terkederek Pleiade, Hyade (Taurus takımyıldızında, dünyadan 130 ışık yılı uzaklıkta) ve Vega yıldızlarının bulunduğu bölgeye kaçtılar. Bizim sistemimize benzeyen bu bölgede hala insanlarla, timsah cinsi griler savaşmaktadırlar.

Teloslular

Tufan´dan önceki yıllarda. su altındaki kolonilerde yaşayan sarışın, uzun boylu insanlar; Kuzey Amerika´nın batı eyaletlerine yerleşmişler ve Kuzey California´daki Mt. Shasta Dağı´nın çevresine toplanmışlardı, büyük mağara kentlerinde yaşıyorlardı, Lemuria olarak adlandırılan Tufan´dan önceki zamana ait uygarlıkların bir bölümünün Telos olduğuna inanılır (Gerçekte Lemuria, Hint Okyanusunda kaybolmuş mitolojik bir kıtadır. Pasifik Okyanusu´ndaki kıta, Elam-Mu olarak adlandırılmıştı). "Telosí" sözcüğü Eski Yunanca´da "kararlı çok çalışma" anlamındadır. Bazılarına göre bu insanlar, Maya kabilelerinin atalarıydılar. Hava gemileri "Viminas" olarak adlandırılır. Telosianlar, Ashtar toplu zekaya bağlantılı ruhani düzeninin içindedirler ve diğer boyutlu varlıklar gibi Satürn, Sirius ve Arcturus´daki dünya dışı varlıklarla bağlantıları vardır.

Orange

Bu varlıklar, Kuzey Meksika ve ABD Güney Nevada´da görülmüştürler. Sarı, kırmızı ve portakal renkli saçlarıyla insan soyuna benziyorlardı. Bedenleri de insana benzerdir. Ama yüzleri genetik olarak sürüngen türüdür. İnsanlar gibi üreme organlarına sahiptirler. Bazılarının Bernard Yıldızı´yla bağlantıları vardır.

Bukalemun

Sürüngenler genetik olarak insan gibi görünmek amacıyla kendilerine üreme olanağı verdiler. Ayrıca insanların dış görüntüsünü oluşturmak için lazer negatifleri veya moleküler şekil değişimini kullandılar. Bu tesisler, Washington, Fort Lewis; California, Deep Springs; Nevada, Groom Gölü; Utah, Dougway ve Meksika´da yüzeyin altında kullanılmaya hazır bulunmaktadır. Kısacası, bu yaratıkların şekil değiştirmiş olarak aramızda yaşadıkları anlatılmaktadır. Sadece gözleri değişmemektedir, bunun için de ince ve dar gözbebeklerinin iris tabakasını saklamak için suni lens kullanırlar. Bazı iddialara göre ise, genetik olarak insan toplumunu ele geçirmeye hazırlanan bir ırkın öncü paralı askerleridirler.

Nagas

Sürüngen türünde, büyük burunlu griler olarak adlandırılırlar. Tibet ve Hindistan hikayelerinde önemli bir rol oynarlar. Onlar yaklaşık 2-2.5 m. uzunluğunda ve küf yeşili renklidirler. İnanca göre, dünyada binlerce yıl önce varolan iki ayaklı kertenkele cinsi varlıklardan gelmektedirler. Bazı kaçırılanlar, bu canlıların bir dinozor türü olan Velociraptor´a benzediğini iddia ederler. Anlatılara göre eski zamanlarda Antartika´da bulunan bu ırk ve Gobi Çölü bölgesinde, İskandinav ırkı ile yapılan ünlü savaşı kaybettikten sonra yeraltına saklandılar.

Ummiteler

Dünya-Sol (Güneş) Sistemi´nden 14 ışık yılı uzaklıktaki Kurt 424 yıldızından geldiklerini söylüyorlar ve belki Lyran kolonileriyle eskiye dayanan bağlantıları var. Ummiteler (Ummo gezegeninden) görüntü olarak İskandinav olduğu söylenen Lyran - Pleiadeliler gibidir. Bu yüzden sarışın ya da Nordik toplumlarla bağlantıları olabilir.

Reticulanlar

İnsanları köleleştirirler. Betty - Barney Hill ve ayrıca diğer kaçırılanlar bunlarla karşılaştılar. Tekil ya da çift yıldızlı sistemde bulunan Orion ve Alfa Drakon gibi yıldızlararası Griler faaliyetinin merkezini oluştururlar.

Siryuslar

Sirius, geçmişte sibernetik varlıkların türevi olan Sasquatch (Kocaayak), benzeri varlıkların bölgesidir. Siryusler, geçmişte Orion İmparatorluğu ile savaşıyorlardı. Genetik kaynakların, hayvan, bitki, mineral ve kozmik su vahası olan stratejik yıldız sistemlerinin yani Sol ve özellikle Dünya (Terra) ya da Shan gezegenini kapsayan 21 yıldızlık sistemi içine alan sektörün sahipleri olduklarını iddia ederler.

Ay-Gözlüler

Işığa aşırı duyarlı büyük gözler ve donuk mavi derileri ile, uzun boylu barışsever bir ırktır. Onlar, John Lear ve diğerlerine göre konuşmalarına izin verilmeyen ve susturulan astronotların Ay´da karşılaştıkları canlılar olabilirler. Bazılarına göre bu insanlar kuzey ırklarıyla birleşmiş olabilirler. Tufan´dan birkaç yüzyıl sonra Batı´ya giden Nuh´un torunları olduklarını söylenir. Onlara, derin mağara sistemlerin raslandığı da anlatılır.

İlkeller ya ya Yarı Tanrılar

Güney Amerika´nın altında veya başka yerlerdeki derin mağaralarda yaşayan ayrık çift toynak ayaklı, küçük tüylü, insana benzer varlıklardır. Hayvan, melek ve insana benzerler, yokolan önceki Adem ırkının üyeleri olabilirler. Güney Amerikalı yerlilere göre onlar, çağlar boyunca yüzeye çıkarak kadınları ve çocukları kaçırdılar.

Anakimler

Els ya da basitçe "Devler" olarak da bilinirler. Eski İbrani geleneğinde adı geçen bu ırk belki de genetik bir anormallik nedeniyle devleşmiş olabilir. İnsanların arasına karışmak için moleküler genişleme ve daralma ve de yıldızlararası gezebilme yetisine sahip oldukları söylenir.

Griler

Doğurgan, zeki, küçük kertenkele insanlardır. Griler mantıklı ve çevrecidirler, yaralı hayvanları ameliyat ederler ve çoğu zaman insanlara karşı duygusaldırlar, derilerinden içine çektikleri sıvı proteinle beslenirler. Artıkları da yine derilerinden dışarıya çıkartırlar. Griler ortalama olarak 90 cm boyundadırlar.. Deri renkleri gri-beyazdan gri-maviye, gri-yeşil ve gri-kahverengiye değişir. Ama asıl önemlisi insanların ruh enerjisi, veya yaşam enerjisiyle beslendikleri iddiasıdır. Bunun bir nedeni de Griler´e yakın gibi görünen insanların programlanmış gibi ölü ve duygusuz olarak göründükleri iddialarıdır. Rivayete göre Griler aldatıcıdırlar ve mantıkla hareket etmelerine rağmen onlara göre hedeflerine ulaşmak için aldatmaca mantığa uygundur. Çoğunlukla UFO temasları sırasında yabancı varlıkların ilk kez karşılaşmalarını ve ortaya çıkan tepkimeleri gözlemlerler.

Melezler/Hy-Brid-Re-Brid

İnsan ve sürüngen varlıklar genetik olarak fiziksel olarak farklı oldukları için doğal karışım imkansızdır. Fakat insan ve sürüngen genlerinde suni genetik değişikliği denenmiştir. Bunun üstesinden gelinse bile döl, gerçek melez (yarı insan-yarı sürüngen) olamaz. Biri ya da diğeri olur. Sürüngenler, insanların sahip oldukları ruha can veren rahme sahip değillerdir. Bu varlıkların yuvarlak gözbebekleri vardır, donuk siyah ya da dikey, ince ve dar gözbebekleri de olabilir.

Chuhacabra

Anormal Biyolojik Varlıklar (ABE) olarak adlandırdığımız yabancı varlıklar bunlardır. Öldürme olaylarıyla ilişkili oldukları söylenir. Gözleri ve kafasının şeklinden dolayı insana benzer bir Gri olarak bilinen bu yaratık aslında bir melezdir. Tanıkların çoğu onu, kuyruğu olmayan iki ayaklı, dikey bir dinozor olarak tarif ederler. Kafası ovaldir ve uzun bir çeneye sahiptir. Çenesinden aşağıya ve yukarıya doğru dışarı çıkan dişleri, ince ve dar bir ağzı, burun bölgesinde küçük delikleri ve kırmızı çekik gözleri vardır. Tüm bedenini saran sık kılları olduğu söylenir ve gözlemcilerin çoğu saçlarının siyah olduğunu ama bir bukalemun gibi istediği zaman renklerini değiştirebildiğini söylerler. İki güçlü ayağı ve pençeli iki küçük kolu vardır, bu, ona ağaçların üzerinden atlama ve kolaşya koşma gücünü verir. Bazı tanıklar, basit bir sıçrayışta 20 adım yükseldiğini iddia ederler. Bazılarına göre ise yaratığın keçi gibi görünmektedir. Bu yaratık, kırmızıdan eflatuna, maviden yeşile değişen kirpi dikeni gibi uzantılara sahiptir. Birkaç tanık, yaratığın uçabilmek için uzantılarını ve kuyruğunu inanılmaz bir hızda salladığını söylediler. Puerto Rico´da sık sık görüldüğü söylenir.

MIB´ler (Kara Adamlar)

"Siyahlar İçerisindeki Adamlar" olarak da bilinirler. Bunlar insan gibi görünen ve dış etkener tarafından kontrol edilen insanlardır. MIB´lerin çoğuna kez UFO görüntülerinden sonra karşılaşılır. Gözü korkutulan tanıklar, çoğunlukla gördükleri şeyler konusunda sessiz kalırlar. Tehdit ederler, tanıklara psikolojik savaş olarak gözdağı verirler. İnsanlar MIB´in tarafından kontrolü altında tutulurlar. Çoğunlukla onlar, büyük siyah arabalarda görünürler. California´da dağların içindeki kanyonlarda, tünellerde ya da havada kayboldukları anlatılır. İnsana benzeyen MIB´lerin çoğu belki de sentetik köledirler. Atlantis kökenli oldukları da söylenir.

Agharianlar veya Aghartianlar

Kaynakların belirttiğine göre, binlerce yıl önce Gobi bölgesinde ve çevresindeki alanın altındaki mağaralarda yaşayan Asyalı bir gruptur. Geçmişte başarılı bir krallık kurmuşlardı. Diğer gezegenlerle ilgilidirler. Hindu hikayelerine göre Tibet´in aşağısındaki büyük mağara sistemleri, Asya´nın Agharti mitolojisini oluşturur. II. Dünya Savaşı süresince Naziler´le bağlantıları olduğunu söylenmiştir. Son yüzyıllarda dünya yüzeyindeki bazı yerleri tekrar ele geçirdikleri söylenmektidir.

Cetililer ya da Tau-Cetililer

Yanık tenli, insan görünümlü, Güney Amerika ya da Akdeniz tipi insan ırkıdır. Dünya üzerindeki Kafkasyalı insanlara önemsiz farklılıklar dışında çok benzerler (Kısa Roma tarzı saç, uzun büyük burun, iri yapılılık ve lekesiz kulaklar). Tau Ceti ve Epsilon Eridani, Vegalar, Ummiteler ve Pleiadeliler´le işbirliği içindedir. Gri yağmacılara karşı ortak bir savunma oluştururlar.

Ultra-Terranlar

Paralel evrenlerin keşişimlerinde veya zaman akışı içinde karşılaşılan insanlar oldukları söylenir. Aslında fiziksel bir gerçeğin dışındadırlar. Kuramsal olarak mevcut bir diğer dünya, elektro-manyetik zaman engelinin zıttında bulunabilir. Zaman girdabında, kendi dünyamıza karşı gelen yani karşıt bir dünya varsa aslında o da bir madde evrendir. Bu iki zıt evrenin dışındaki diğer iki evrenin doğası bilinmeyendir, bu bize dörtlü uzay-zaman sistemini ima eder. (Bunlar ileri ve geri zaman akış sürecine sahip madde ya da antimadde evrenleridirler). Dört evrenin hepsi, galaksilerin merkezindeki kara deliklerden çıkan süper enerjilerin bir sonucu olarak 11 boyutlu yoğunluğa sahiptir. Bu çok boyutlu gerçek, birçok bilinmeyeni açıklayabilir. Dünyamızdaki nesneler, diğer evrende görülmez olabilirler. Örneğin, Bermuda Üçgeni´nde EM girdabına geçici olarak yakalanan bir pilot, terkedilmiş bir ada görür. Oysa kendi dünyasında aynı adada oturmuştur ama bu kez ada metruktur. Bazı insanlar, bir yol sürecinde evlerde, lokantalarda, otellerde ya da benzeri mekanlarda durduklarını veya oralarını gördüklerini ama aynı yoldan tekrar geri döndüklerinde bu tür yerlerin varlığını bulamadıklaını söylerler. Tüm boyutlar, aynı elektromanyetik üst tayfın bölümü olan birbirlerinin içine akabilirler. Bir dünyadan diğerine insanlar veya nesneler geçici olarak geçebilirler ama kalıcı olamazlar çünkü başka boyuttaki kendileriyle karşılaşmaları halinde madde-antimadde tepkimesine neden olabilirler. 1850 yılında Almanya, Frankfurt-am-Order yakınında bir anda ortaya çıkan ve kimsenin tanımadığı Vorin adlı insan, yazarların güçbela anladığı garip bir Almanca ile konuşuyordu. Sakria´da yaşadığını ve Laxaria ulusundan olduğunu söylüyordu (dünyamızda bu isimler yoktur). Başka bir dünyadan düşmüş ve yolunu şaşırmış gibie hayretler içerisindeydi. Bazı UFO olaylarında karşılaşılan Ultra-Terranlar başka evrenlerden düşmüş veya kaymış olabilirler,

Atlantlar

Bunlar insandırlar. Güney Brezilya´da mağara kentlerde yaşarlar ve yardımsever olarak tanımlanırlar. Rivayete göre Tufan´dan önceki zamandan kalmadırlar ´Atlantis İmparatorluğu halkından geldikleri için bu adı alırlar. Aslında bugünkü sakinlerin, eski Atleant toplumuyla doğrudan doğruya genetik bir bağı yoktur ama yine de aynı ırktan sayılırlar. Kuzey Amerika ve diğer kıtalarda onların kullandığı disklere ve yeraltı bekçileri olan cücelere raslandı.

Merihliler

Mars´daki iki Ay´da yaşarlar (Phobos ve Deimos) yani Mars gezegeninin hem insan hem de insan olmayan sakinleridirler. Bu uyduların Grilerin kontrolü altında suni olarak oyulmuş küçük gezegenler olduğuna inanılır. Yani bunlar nakliye gemileridirler. Kaçırılma, aşılama, programlama, değiştirme, süzme ve diğer projeler için kullanılırlar. Binlece yıl önce Ay ve Mars´ın yüzeyi yaşama elverişliydi. Mars ve Ay(daki binlerce yıllık eski harabelerin geçmişteki felaketleri gösterdiğine inanılır.

Alfa-Drakonlular

Alfa Drakonis´de kolaniler halinde yaşayan sürüngen varlıklardır, onlar da binlerce yıl önce dünya üzerinde yaratıldıklarını iddia ederler ve amaçları dünyayı tekrar ele geçirmektir. Dünyaya gizli süzülme aşamasını sona erdirip, planlanmış bir saldırıya hazırlandıkları söylenmektedir. Nüfus artışını, kirliliği ve diğer çevresel problemleri mazeret göstererek, dünyalıları ortadan kaldırabilirler, savaşçı içgüdüleri güçlüdür. Drakonlular bizim yıldızlararası platformda yer alacak kadar gelişmemizi istemiyorlar. Bu yüzden de sömürgeci olarak, dünyayı ve dünyalıları durdurmaya kararlılar.

Orionlular

Negatif varlıklar. Kaynaklara göre, Oriyon Nebula´sının ışığı, zaman-evren-madde evreninden geçerek, sonsuzluğa açılan kozmik bir geçittir. Bazı astronomların düşüncesine göre, Orion´un çok renkli, görkemli ışığı, zaman içinde doğrudan dünyanın uzaydaki yolunu kesecektir. Bu olayın yaklaşık olarak 3.000 yılında olacağı tahmin edilmektedir. Sonsuzluk kapısının meraklısı olan Drakonluların, Orion takımyıldızında bulundukları sanılmaktadır. Dünyadaki bazı insan gruplarıyla bilinçaltı ilişkilere girerek, taraftar topladıkları söylenmektidir.

Gizan/Gizeh Canlıları

Gizeh insanları, Pleiadililer (Billy Meier ilişkileri) gibidir. Eski Mısırlılar gibi giyindikleri ve Mısır´ın güneyindeki labirent benzeri kentlerde yaşadıkları anlatılır, teknoloji aracılığı ile bazı insanlarla ilişkileri vardır. İddialara göre, Mısır´ın güneyinde Amerikan Hükümeti ile yakın ilişkide bulundukları gizli büyük bir üs vardır. Gizan insanlarının amaçlarının, Antik Mısır kültürünü ve egemenliğini canlandırmak olduğu söylenmektedir.

Veganlar

Pleiades, Kurt 424 ve başka galaktik yerlerden gelen mülteci-koloniciler. Lyran Savaşları´ndan kaçan uysal ve nazik insanlardır. Hindistan´ın yerli sakinlerine benzerler ve çoğu kez koyu tenli doğulular olarak tanımlanırlar.

Bernardlılar

Bernard Yıldız sisteminin sakinleridir. Onlar hakkında fazla bilgi olmamasına rağmen, insan varlıklar olarak bilinirler. Bizim Güneş Sistemimiz içerisinde görünmeyen bir takımyıldızda bilinmeyen bir amaçla saklanmaktadırlar.

Çingeneler

Birkaç kaynak Çingenelerin UFO gizemiyle bağlantısı olduğunu gösterir. Diğer kaynaklarda ise, Agharti türü yüksek teknolojiye sahip alt yeryüzü krallıklarıyla ilişkide oldukları belirtilir. Çingenelerin, tarih öncesi antik savaşlarla, uzay araçlarıyla ilgili bir bilgileri geleneksel bir sır olarak sakladıklarına inanılır. Bazı iddialara göre, çingenelerin aslı eski Hindistan´dadır. Philadelphia Deneyi´nde adı geçen Carlos Allenda´nın bir Çingene kabilesinin sır saklayıcı üyesi olduğu sanılmaktadır.

Andromedalılar

Spiritüel varlıklar olan Andromedalılar, Andromeda galaksisinden gelen çok eski, meleğimsi bir ırktır. Bu varlıklar, Pleiadeslilerin ve tüm insan evriminin liderleridir. Aynı zamanda tamamen farklı bir evrim kolu olan ve hem suda hem de karada yaşayabilen Cygnusian ırklarını da yönetmektedirler.


Arcturuslular

Bootes takım yıldızındaki kırmızı dev yıldız Arcturus, Dünyadan yaklaşık 36 ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır ve olağanüstü parlaklığı sayesinde Mart-Kasım ayları arasında kuzey yarım küreden görülebilmektedir. Arcturus uygarlığı, galaksimiz içindeki en gelişmiş uygarlıklardan biridir. 5. Boyutta bulunan Arcturus uygarlığı dünyanın gelecekteki prototipi olarak kabul edilmektedir. Arcturuslular, fiziksel olarak kısa boylu ve zayıftırlar. Boyları 90- 120 cm. arasındadır. Birbirlerine çok benzeyen bu varlıklar, bu durumun birbirleriyle kıyaslanmayı önlemesinden dolayı memnundurlar. Tenleri yeşilimsi renktedir. Büyük, badem biçimli gözleri vardır. 3 parmaklıdırlar. Arcturusluların gözleri, koyu kahverengi ya da siyahtır. Fakat görmelerini sağlayan ana organları, gerçekte gözleri değil telepatik bilinçleridir. İşitme duyuları ise telepatik özelliklerinden bile daha ileridir.


Santorlar

Santorlar, Dünyamızdan yalnızca 4.2 ışık yılı uzaklıkta bulunan Alfa Merkezi Sistemi’ndeki en yakın komşularımızdır. Santorlar, teknolojik ve ruhsal açıdan bize yakın güneş sistemlerindeki en gelişmiş medeniyetlerden biridir. Siriuslular, Pleiadesliler ve Venüslülerle aralarında yakın bir bağlantı bulunmaktadır.

Alfa Merkezi Sistemi, 3 yıldızdan oluşmaktadır; bunlar astronomik literatürde Alfa A,B,C olarak adlandırılmaktadırlar. Bunlardan Alfa C yıldızı güneş sistemimize en yakın olanıdır.

Santorlar, diğer medeniyetlerle birlikte, özellikle son 4000 yıldır dünyadaki evrimi izlemekte, ve insanlara evrimlerindeki bir sonraki adım olan Yeni Çağa geçişlerinde yardım etmektedirler.

Santorların teknik yetenekleri hayal edebildiğimizin çok ötesindedir. Devasa uzay gemilerinin yapımı ve yıldızlar arası seyahat, ancak Santorlar’ın da sahip olduğu maddeleşme ve madde boyutundan ileri bir boyuta geçme yeteneği ile mümkündür.

Nordikler Nordikler, geldikleri yıldız sistemini hiçbir zaman açıklamamışlardır. Oldukça güzel görünümlü varlıklardır; sarı saçlıdırlar, bu yüzden çoğu kez “sarışınlar” olarak adlandırılırlar. Gözleri koyu mavi renktedir. Boyları 1.50- 1.80 cm arasında değişmektedir. Nordikler, Dünyadaki sorunları çözmek için uğraşmaktadırlar. Kendilerine değil de başkalarına odaklanan varlıklarla çalışmayı tercih ederler
Alıntı...