15 Aralık 2008 Pazartesi

Bilimin Açıklayamadığı 36 Keşif

İnsanlığın aydınlanmasında en büyük rolü hiç kuşkusuz Modern Bilim rol oynuyor. Hatta Bilime tapanlar bile var. Ancak bazen birçok bilim adamının çokta geniş fikirli olduğunu söyleyemeyiz. Hatta dünyaya at gözlükleriyle baktıkları bile söylenebilir. Onlar bir doktrini temel alarak yollarına devam etmekte ve aldıkları bilimsel öğretilerin sınırlarını zorlamadan olaylara açıklık getirmektedirler. Buda bazen dar görüşlü teorilere yol açmaktadır. Klasik tarih ve diğer bilim öğretilerine ters düşen ve bir muamma olarak karşılarına çıkan bir çok olayı ve buluntuyu "vardır mantıklı bir açıklaması " deyip geçiştirmekte , hatta incelememektedir. Çünkü ulaşacağı sonuçlar hiçte klasik tarihin sıralamasına uyacak cinsten olmayacak. Klasik yolu değiştirmek istemediklerinden dolayıda bu buluntuları görmezlikten gelmekte, tartışmalara girmemektedirler. Buradaki amacımız bilim adamlarını kötülemek falan değil. Bilime karşı olmakta saçmalıktır. Ancak düşüncemiz Klasik bilimin daha geniş fikirlilikle incelemeler yapması ve insanlığı gerçeklerle aydınlatmasıdır. Evrim teorisinde olduğu gibi yüzyıllar öncesinin yanılgılarını devam ettirmek yerine yeni sayfalar açarak insanlığı gerçeklerle buluşturmak onların görevi olmalı. Şimdi gelin bakalım, şu dünya üzerinde bulunan ve bilimin görmezlikten geldiği , tarihimizin karanlıklarından buluntulara kısaca göz atalım. Buluntular sadece bunlarla sınırlı değil tabiki. Şimdilik sadece bu kadarına yer vereceğiz.





Mısır , Dendera 'daki Hathor tapınağında göze çarpan ampuller. Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.







Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramitte keşfedilen bakır kulplu kapı. Resim UPUAUT 2 adlı bir araştırma robotu tarafından çekilmiştir.. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı ,kraliçe odasından başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasında başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araştrmalar sonucunda içinde ne oldğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır.. Aynı kapıdan kral odasından başlayan kuzey kanallarındada bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu : Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar Neden buralara kondu ?
Piramitteki bu araştırma hakkında daha fazla bigi için : www.cheops.org (site İngilizcedir)



Yukarıdaki resimde gördüğünüz çekiç bir kum taşı içinde bulunmuştur. Yani Prensibe göre ,bu kum taşı oluşurken çekiç oradaydı. Keşif 1844 yılında Fizikçi David Brewster tarafından yapılmıştır (Kingoodie , Myinfield - İngiltere). İngiliz jeoloji arştırma merkezinden dr. A. W. Med tarafından yapılan analizlerde bu kum taşının yaşının 360 ile 460 milyon yıl olduğu saptanmıştr. Yani çekicinde o kadar eski olması gerekiyor. Bu sefer soru sormayacağım. Soruları siz üretin.




Üzerinde oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsada rahatlıkla farkedilen bir insan yüzü bulunan bir deniz kabuğu. Bu buluntu 1881 yılıında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir.Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır.Bu deniz kabuğu Pliocene devrine ait ve 2 milyon yıllıktır.





Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp 'tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuştur. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor.Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Üstelik 2,8 milyar yaşındalar. İnsanın inanası gelmiyor ancak bilimsel veriler bunlar.







"Geode of Coso" antik bir parçadır. Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır.içinde bir boşluk bulunmuştur. Bu boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur.
Resim A : Kaya parçasının iki parçaya bölünmüş hali.
Resim B : Taşın her iki yarısının iç kısmını görüyoruz.
Resim C : Radiography tekniğiyle içindeki cismin resmi çekiliyor. Cisim o kadar eski olmasına rağmen me-tal bir yapıdadır. Bu cismin üzerinde meydana gelen ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun oluşabilmesi için 500.000 yıl (beş yüz bin yıl) geçmesi gerekiyor !
Resim D : Yan taraftan çekilen radiography resminde me-tal cismi daha ayrıntılı bir şekilde görüyoruz.
Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yıl yaşındadır. Günümüzde bir şeye ait bir parça olsaydı ,çoktan ne olduğu tespit edilirdi.





Japonya 'nın Yonaguni adasının yakınında , denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık , 8000 - 10.000 yıllıktırlar.

Daha fazla bilgi için



Peru Sacsahuaman 'daki bu duvarlar ,Bimini adasındaki esrarengiz su altı yapıları ile kesin bir benzerlik göstermektedir. Bu arkeolojik duvarlar bir gizem taşımaktadırlar çünkü ,antik çağlarda yapılmalarına rağmen ,bu kadar kusursuz bir şekilde işlenip yerlerine koyulana kadarki aşamalar için yüksek bir teknoloji ve bilgi gerektirmektedirler. İnsanın açıklayamadığı , garip iç ve dış açılara sahip bu duvar taşları hakkında cevabını bilmediği sorular ise şunlar : Nasıl taşındılar?Nasıl ölçülüp nasıl kesildiler ? Nasıl bu kadar doğrulukla yerleştirildiler ? Hemde ilkel insanlar tarafından.




Bazı Nazka (Nazca) çizgileri ,yukarıdaki resmin orta kısmında görüldüğü gibi ,birbirine paralel kilometrelerce ve hatta dağları ,vadileri aşarak uzanmaktadırlar. Bu çizgileri kim takip ediyordu ve ne amaçla ?





Mısır 'daki Abydos tapınağındaki hiyerogliflerde ,helikopteri ,tankı, kargo uçağını ve planörü çağrıştıran şekiller vardır. Bu hiyeroglifler başka hiyerogliflerin altına gizlenmişlerdi. İlk tabaka hiyerogliflerin yerinden kopup düşmesiyle bu esrarengiz şekiller gün yüzüne çıkmıştır.





Bu daire şeklindeki taş oluşumları 30 metre çapındadır ve Loch Ness gölünün dibinde görüntülenmiştir.



Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 877x471.


1900 'lü yılların başlarında 250 civarında hiyeroglif Sydney 'in 100 km. kuzeyindeki Hunter Valley ulusal parkında keşfedilmiştir (Avustralya). Bunlar antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır Tanrısı "Anubis" çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya 'yamı gitmişlerdi ?





Lochness canavarını gösteren bu fotoğraf 70 'li yıllarda çekildi. (Gerçekmi değilmi bilemiyoruz.)





Kafatası Peru'da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasındaki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm 'dir !!!





Yukarıda Alban Dağına kazınmış pervaneli bir uçağı hatırlatan eski devirlere ait bir resim görüyorsunuz. Olmek topluluğunun inanılmaz ve çözümlenemeyen örneklerinden birisidir.





Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı ,motor yerine sahip ,pilot kabini var ,kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş.) Güney Amerika 'da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.
Daha fazla bilgi için



Buache Haritası 1737 'de eski yunan haritalarından kopyalanarak çizilmiştir. Harita Antartika 'nın buzla ötülü olmadan önceki halinide göstermektedir. şaşırtıcı olan ise şu: Eğer bugün Antartika buz ile örtülü olmasaydı Ross ve Weddell denizleri bu kara parçasının ortasından geçerek kıtayı 2 büyük parçaya ayırmış olacaktı. Ancak modern jeoloji araştırmaları sonucunda 1968 yılında bu gerçeğin farkına varılmıştı.





Peru 'daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak , kalp naklini göstern ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.

Bu konu hakkındaki geniş araştırma yazımızı bir çok fotoğrafla birlikte görüntülemek için tıklayınız.



Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 - 1993 yılları arasında Rusya'daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olaran Narada 'da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama) 0,003 mm. olanlarıda bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan "tungsten" ve "molybdenum" maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde "altın oran" tekniğiyle yapılmıştı. Dahada şaşırıcı olan şey ise: bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.





Tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon 'nun bulunan birkalça kemiği. (Arjantin). Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok veya mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde , biri onu avlamış anlaşılan.


1932 yılında Pedro Dağlarında bulunmuş bir mumya. (ABD ,Wyoming eyaleti , Casper şehrinin 60 mil güney batısı). Mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm. ' yi geçmiyordu !!! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.





Lübnan 'ın Ballbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu " momolit " takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti ?

Daha fazla bilgi için








Puru 'daki bronz dişliler. Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı çok uzun zaman önce yapılmış olmaları.





Ünlü " Kiev Astronotu " . Bu heykelcik Avrupa 'da bulunan " uzay adamı " özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.





Tarih öncesine ait küçük japon heykelcikleri. Yakalarında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi taşımaktadır. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi.

Daha fazla bilgi için



Filippo Lippi tarafından yapılan "La Madonna e san Giovannino" tablosu. (15. yüzyıl) Yukarıdaki koyu renkli ve ışık saçan cisim sanki haraket ediyor gibi. Çünkü seyredenler var. Tablodaki adam ve köpek. Ressamın tablosuna aksettirdiği bu cisim hiç bir inanç ve dinsel anlatımla alakalı görünmüyor. Roma döneminde olduğu gibi günümüzdede " ufo " fenomenleri aynı şekilde gözlemlenmektedir.





Bu resimde Antikythera makanizmasını görmektesiniz. Sağ tarafta ise teknik şeması yer almaktadır. 1900 yılında Girit adasında bulunmuştur.M.Ö. 1.yüzyıla tarihlenmektedir. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu makanizmada (yada bir makinanın parçası ) içinde başka dişlilerde bulunmaktadır.





1895 yılında İrlanda 'da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili. Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kg.dır.(taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor herhalde) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.





Kafaları karıştıran bir şehir daha. Lübnan 'daki Balbek şehri. 20 metreden daha büyük taşlarında kullanıldığı bu antik şehir Roma imparatorluğundanda eski. Hatta Sümerlilerin bilgilerine göre bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek amacyla 2 kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burasını kimlerin yaptığını ,nasıl yaptığını ,ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor. Modern bilim ise Baalbek 'i görmezlikten gelmeye devam ediyor.




Bu cisim Kanada 'nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Bu fosil " DM93-083 " numarasıyla arşivlenmiştir. Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda yukarıdaki resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilirmi ?





Yapımı bitirilmemiş bir Obelisk (dikilitaş). Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten 2 kat daha büyüktür. Yapımında bir çok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır. (Eğer bitirilmiş olsaydı)





Kolombiya , Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 - 130 milyon yıldır. Yani , fosilde o kadar sene önce meydana gelmiştir.




Bu 120 milyon yıllık taş parçasının yüzeyi ,Ural Bölgesini gösteren (tabiri caizse) bir haritayla kaplıdır. Görünüşe göre bu kadar eski bir haritanın olması imkansızdır. Bashkir State Üniversitesindeki bilim adamları , çok eski zamanlarda , gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu greçektende insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita sivil çalışmaları göstermekte yani uzunluğu 12.000 Km ' yi bulan kanallar , nehirlere çekilen çitler , güçlü barajlar... Kanallardan çokta uzakta olmayan yerde elmas biçimindeki yerler gösterilmiştir.( Ne anlattığı bilinmemektedir). Ayrıca harita bazı yazılarıda içermektedir. Hatta sayılar bile vardır. Bilim adamları önce bunun eski çince olduğunu düşündüler. Daha sonra bu düşünce bilinmeyen bir kaynağa ait hiyeroglif - syllabic türü yazıya dönmüştür. Bilim adamları bu yazıları şimdiye kadar çözemedilier.

Daha fazla bilgi için


1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog El Toro dağı ( Meksika ) eteklerinde gömülmüş vaziyette kilden yapılmış küçük heykelcikler buldu. Daha sonra El Tro şehri yakınlarında ve şehrin diğer tarafında Chivo Dağ yakınlarında poselenden yapılmış 33.000 'den fazla heykelcik bulundu.
Buluntular Chupicuaro , klasik kültür öncesine aitti. (M.Ö. 800 'den M.Ö. 200 'e kadar olan dönem) Bulunan heykelcikler , 65 milyon yıl önce yok oldukları düşünülen çeşitli türlerdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde, neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları ,nasıl olduda böyle eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabilmişti ? İnsan görmeden tasvir edemez.





Yeni Zellanda 'da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardanoluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.







1877 yılında Montezuma tünel şirketinin bir tünel çalışması sırasında 50 milyon yıl eski olan bir lav akıntısının içinde bir tokmak ile bir kap bulundu.( Table dağı - California) Tomak yaklaşık 30 cm uzunluğunda ve kap ise 10 cm çapındadır. Bu buluntudan şu sonuç çıkıyor: 50 milyon yıl önce yanardağdan fışkıran lavlar sel olup akarken bu tokmak ile kap oradaydı ve ikiside lavın içinde gömülü kaldılar. 50 milyon yıl önce ???? !!!!

Genel soru olarak şunu sorabiliriz: Bizlere öğretilen tarih yanlışmı yoksa bizler hayalmi görüyoruz.? Acaba ,aynı UFO olgusunda olduğu gibi bir takım gizli yapılanmalar gerçek tarihimizi bizden saklıyorlarmı? Aynen 1915 Ermeni olayları gibi siyasi gizli güçler gerçeği çarpıtıyorlar ve gerçekleri görmemiz engelleniyormu? Bilim buna alet mi ediliyor.Eğer öyleyse NEDEN ? Bilmemizi istemedikleri şey ne ?

Kaynak:Vatan Gazetesi

14 Aralık 2008 Pazar

Vatan Sana Canım Feda



Toprak, uğrunda kan dökülmüş ise vatandır. İnsanın vatan-ı aslisi de topraktır. Cenazeler toprakta fani olunca diner. Toprak bizim anamız, aşk bizim ateşimizdir.

İnsan vücudunun ve dünyanın 3/4’ü sularla ve yine dünyanın 1/4’i ise kara parçası toprakla kaplıdır. Her insanın nerede doğacağını, hangi kıtada yaşayacağını ve nerede vefat edip fani olacağını külli irade sahibi Cenab-ı Hak takdir ve tayin etmiştir.

Dünyanın en eski yerleşim merkezi Mekke ve havalisi en eski ziraatin yapıldığı mevki ise Harran Ovası’dır. İnsanlar dünyanın değişik coğrafi bölgelerine kara, hava ve deniz yoluyla dağılmışlardır. Eskimolar’ı kutuplara, yamyamları Afrika’ya, Barbarlar’ı Avrupa’ya yerleştiren, gezegenin mutlak sahibi Allahu Teala’dır. Yeryüzünde gerçekleşen kavimler göçünün zahiri sebepleri açlık, kıtlık, kuraklık, işgal, sömürü, savaş ve tabii afetler olabileceği gibi, Rasûlullah’a komşu olmak gibi manevi sebepler de olabilir. Allah’ın kelimesini yüceltmek ve İslam dinini tüm dünyaya hakim kılmak gibi ulvi bir gaye de olmuştur.

Orta Asya’da iken kıtlık ve kuraklığı bahane edip Anadolu’ya yerleşen Yafes’in şamanist torunlarını Mezopotamya’da müslüman Arap toplumu ile komşu kılıp İslam ile şereflenmelerinin sebebini halkeden Cenab-ı Hak’tır.



Yumurta tavası

Mülkün ve adına dünya denilen “han”ın Hakan’ı, misafirlerini nerede ağırlayacağını önceden ayarlamıştır. Kısmet ve nasip, rızık ve ecel gibidir. Misafirin kimi denize nazır mekanda kalırken, kimisi de denizin tam ortasında bir adadadır. Mesela Akdeniz’de tek saplı teflon bir yumurta tavası kadar küçük bir ada olan Kıbrıs gibi. Bu ismin aslı Yunanca Cyprus’tır. Halbuki adayı fetheden müslümanlar, kendilerini hatırlatan bir isim verebilirlerdi. Zira Kıbrıs’ın en eski adı Alasia’dır. Ada, M.Ö. 15. yy’da Hitit egemenliğinde bulunuyordu. Daha sonra adaya Mısırlılar, Asurlular, Persler, Romalılar ve Bizanslılar hakim oldular. Büyük İskender devrinde Yunanlılar Kıbrıs’ta hakimiyetlerini ilk defa kabul ettirdiler. Sonra M. 647 yılında Halife Hz. Osman (ra) zamanında bütün ada İslam egemenliği altına girdi ve bu dönem 964 yılına kadar 317 yıl sürdü. Templer şövalyeleri, Memlüklüler, Cenevizliler, Venedikliler derken 1571 yılında Kıbrıs, Osmanlı Devleti’nin eline geçti. 1878 yılına kadar 308 yıl Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Ancak Osmanlı Devleti’nin Rusya ile giriştiği 1877 savaşından yenik çıkarak Ayastafonos barışını imzalamasıyla Kıbrıs için karanlık bir gece başlamış ve ada, İngilizler’in eline geçmiştir.

1923 yılında “Sağır Sultan”ın imza koyduğu Lozan Antlaşması’nın 16. ve 20. maddeleri gereği İngilizler, 1925 yılından itibaren Kıbrıs’ta resmen bir sömürge statüsü uygulamaya başlamışlardır.



Çünkü biz varız

Akdeniz’in kuzeydoğusunda yer alan 9.283 km2’lik Kıbrıs adasının 3.355 km2’lik kuzey bölümünde bugün K.K.T.C. bulunmaktadır. Anamur burnuna 40 mil uzaklıkta bulunan Kıbrıs’ta 1990 yılında yapılan sayıma göre Türk nüfusu 170.000’i aşmıştır. Rumların sayısı ise 400.000 civarındadır. Yalnız İngiliz ve Rum yönetiminde kaldığı süre içinde adadan Anadolu’ya göçe zorlananların sayısı 200.000’e yakındır. Sömürgeci ülkeler dünya siyasetinde nüfusu nüfuz olarak görmüşlerdir. Kıbrıs adası jeopolitik ve askeri stratejik konumu nedeniyle Doğu Akdeniz’de bir kilit noktası olmuştur. Kıbrıs, Türkiye için bir sıçrama tahtasıdır. Yalnız gelişmeler olumsuz şekilde devam ederse teneşir tahtası olacaktır. “Çünkü biz varız” diye bilboardlara pankart yapıştıranların 3 Kasım 2003’e kadar nerede yaşadıklarını merak etmekteyim. Satanistler, sadece şeytana tapan, kedi kanı içenler değil, gerçek satan-ist vatanın şehit kanıyla sulanmış topraklarını bir tütün/pipo bahasına kapalı kapılar altında satıp tüyü bitmedik yetimlerin kanını, iliğini emen sülüklerdir. Denktaş’ın mücahid kimliğinin arkasına sığınıp laiklik teranesiyle Kıbrıs’taki İslami kimlik davasını gözardı eden çakmak-taşlarının, düven taşlarının sürtünmesiyle kıvılcım üretmeye çalışmaları beyhudedir. Kıbrıs Serdar’ının bile baba Denktaş’ın yanlış yolda gittiklerini uyarması, 28 Şubat zihniyetini telaşa kaptırmıştır. Çünkü boş laf karın doyurmuyor kardaş!..



Uçan kuşlar, martılar

Siyonizmin fikir babası Theodor Herzl’in Britanya’ya (İngiltere’ye) ait bir ülkede yahudiler için kurmayı düşündüğü koloniler arasında Sina yarımadası, Mısır ve Filistin’le birlikte Kıbrıs’ı da sayması hain planın bir parçasıdır. AB’nin üyelik şartı için Kıbrıs meselesini öne sürmesi bundandır. ABD’nin Ortadoğuda büyük İsrail jandarma devletini kurmak amacı ile Irak’a saldırması bundandır. Ancak ABD’nin havalarda gezen burnu, yine havalarda kırılacaktır inşaallah. ABD’nin mart ayında planladığı saldırısına karşılık verecek Cenab-ı Hakk’ın martılardan oluşan görünmeyen askerleri haliç ve galata köprüsünün demirlerine tek sıra halinde hazır kıta beklemekte olduklarını “martıların sayısı artıyor” başlıklı TGRT’nin akşam haberlerinden öğrendim. İstanbul’un yerlileri iyi bilirler ki 1453’de karadan karaya gemiler demir kızaklar üzerinde yüzerken çıkacak sesleri bastırmak için Topkapı surlarındaki Bizans’ın dikkatini dağıtan martıların çığlıkları olmuştur. Mart kapıdan baktırır, senet sepet yaktırır.

Allah, müminlerin vekilidir, valisidir. En büyük vali de O’dur. O’nun eyaletinde O’nun velayetine sığınanlar korunmuştur. Bazan 3.000 ile bazan 5.000 ile. İki de bir Sevr’i hortlatmaya çalışanların kurdukları tuzakları ve hain planları boşa çıkaracak olan Cenab-ı Hakk’ın yeryüzünde kendilerine nazar ettiği üçleri, yedileri, kırkları, kavs’ı, aktab’ı, kutb-ul aktabı d,a kainatın efendisini müşriklerden saklayan Sevr dağında manen toplanıp iş taksimi yapmadıkları ne malum? Kimin eli kimin cebinde şeklindeki iktisadi deyim siyaset için de geçerlidir. Kimin tokadı kimin ensesinde patlayacak galiba belli değildir.

Kıbrıs’a atanan ilk Osmanlı valisi Muzaffer Paşa’dır. Kıbrıs’ın fethinde zamanın âlimi Ebu’s Suud Efendi’nin fetvası etkili olmuştur. 1974 harekatı da Ebu’s Suud Efendi’nin imza ve gayretiyle başlamıştır. 1910 yılında müslüman köylerin hristiyanlaşması konusunda yakınan Kıbrıs müftüsü Hafız Ziyai Efendi’nin Şeyhülislam’a yazdığı stayiş mektubu bir uyarı risalesidir.

Kıbrıs’ın Osmanlı eşrafı aşağıdadır:

1- Sadrazam Mehmet Kamil Paşa (1832-1913),

2- Sadrazam Mehmed Emin Paşa (Ö.T.1813),

3- Hasan Hilmi Efendi (Kıbrıs’ın ilk müftüsü, 1782-1847),

4- Aşık Kenzi (1785-1795),

5- Kaytazzade Mehmed Nazım Bey (Şeyh Nazım Adil’in büyük dayısıdır, 1857-1924),

6- Namık Kemal (Halk arasında Ayyaş Kemal olarak bilinir. 1840-1888).

Türkiye’nin dünyaya açık tek sahil kapısı olan Kıbrıs’ta yetişen Osmanlı âlimleri de şunlardır:

1- Mehmet Zeki Efendi (1868-1919),

2- Mehmed Ziyaeddin Efendi (1850-1936),

3- Osman Ragıp Efendi (Ö.T 1943),

4- Derviş Vahdeti (Ö.T. 1909),

5- Dr. Hafız Cemaleddin (1857-1967).

Kadir Mısıroğlu’nun “Lozan, zafer mi, hezimet mi?” sorusuna Kıbrıs açısından verilen cevap, hezimettir. Çünkü Enosis, yani Kıbrıs adasının Yunanistan’la birleşmesi ideali Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmıştır. Her yıl müttefik devletler adına verilen akşam yemekleri ve kokteyllerde oval bardaklarla beyaz peçetenin altından leblebi ile viski ve konyak yudumlayan, sonra da sarhoş edasıyla nasıl olsa masa başında kaybederiz diye yaptıkları çıkarmada elde ettikleri toprakların geri verilebileceğini ifade edenler vatan hainidirler. Bir de şu milliyetçilik maskesi ile Kıbrıs’ın milli bir dava olduğunu söyleyerek “Çünkü biz varız.” demeleri yokmu ya? İnsanı şirazeden çıkarıyor.

Gençlik yıllarında Otello Mason Locası’na üye olduğu iddia edilen Denktaş, Kıbrıs’ın Demirel’idir. Yedi defa gidip sekiz defa gelen Demirel T.C. devleti için ne yapmışsa Denktaş da onu yapmıştır. Vatanın anasını satanlar, danasını da satacak, yavrusunu da. Ashab-ı Şimal’in Mümtaz’ını kendisine danişmend kabul eden bir zihniyetin sahibi, sağduyu sahibi olsa da kaç yazar? Her kavim lâik değil, lâyık olduğu önderler tarafından idare edilmelidir.



Ümmü Haram

Uğruna binlerce şehit verilen Kıbrıs’ta Mevlevi, Celveti ve Rifai tarikatlarının izlerini taşıyan dergahların kalıntıları vardır. Ertelenen İslami hayat, Kıbrıs insanı üzerinde kimlik bunalımına sebep olmuştur.

“Bilmeyene bir kere, bilip de yapmayana yedi kere yazıklar olsun” diyen sahabeden Ebud Derda, Kıbrıs’ın fethinde bulunduğu halde sevinç yerine ağlayarak sanki bu günleri görür gibi olmuştur. “...Ey Cübeyr! Yarın yüce Allah’ın emirlerinden uzaklaşmakla başlarına zillet, alçalma ve belalar gelecektir” demiştir. Muaviye’nin hanımı ile Kıbrıs’ın fethine katılan peygamberimizin halasının kızı Şehide Rumeysa binti Milhan için şair Arif Nihad Asya bakınız ne diyor:

Kudsi ve mübarek iki ruhun akşam

Göklerde buluşmasıyla başlar bayram

Bayraktar öper Ümmü Haram’ın elini

Bayraktar’ı alnından öper Ümmü Haram...



Sonuç: Medine vesikası

Kıbrıs, tarih boyunca kaderi dışarıdan belirlenmiş bir adadır. At binenin, kılıç kuşananındır. Toprak ekenin, su içenindir. Adada birleşmenin muhtemel alanı sömürgeciliğe karşı ortak mücadele ve savaştır. Medine vesikası bunun en güzel örneğidir. Yani çözüm, güdümsüz federal devlet anlayışıdır.

Zorla güzellik olmaz, yalvaracak değiliz. Sonra İslam’da fethin amacı toprak işgali ve sınırları genişletmek değil, insanların kalbini ve gönlünü İslam’a açmaktır.

Bülbülü altın kafese koymuşlar “ille vatan, ille vatan” diye ötmüş. Meğer vatanı bir çalı dibiymiş.

Benim de vatanım inandığımı yaşayabildiğim mekandır. Velev ki duvar dibi olsun. Koca bir ada olacağına küçük bir oda olsun. Ama penceresi İslam’a açık olsun... İşte o zaman vatan sevgisi imandan olacaktır.

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda...”

Türk Kimdir?


Son günlerde klasik milliyetçilik anlayışı ile Türk kimliği hakkında çeşitli yorumlar ve tartışmalar yapılmaktadır. Sanki birileri bu tartışmaları bilerek ortaya atmakta ve yok yere zamanımızı ve gündemimizi meşgul etmektedirler. Bazen bu tartışmalar kırıcı olmakta ve hatta bu kısır tartışmaların dozu giderek artmakta, huzur bozucu olmaktadır.
Artık bu tartışmalar son bulmalıdır. Demokratik milliyetçilik anlayışı içinde "Türk kimdir?" sorusuna verecek yanıtlarımız çoktur.

Örneğin:

-Ülkemiz demirbaşlarının üç kuruş on paraya elden çıkarılmasına karşıysan, Türk'sün sen,

- Ülkemizin iç işlerine karışan AB ülke büyükelçilerine karşı tepki duyuyorsan, Türk'sün sen,

- AB'ye üye olacağız umudu ile ulusal bağımsızlığımızı tehlikeye koyacak tavizlere karşıysan, Türk'sün sen,

- Kıbrıs, Ege Adaları gibi ülkemizin geleceği için hayati önem arz eden konularda VER KURTUL'a karşıysan, Türk'sün sen,

-Ümmetcilik isteklerini, ılımlı İslam kavramı icinde benimsetmeye çalışan ve bu konuda emperyalist ülkelerle işbirliği yapanlara karşıysan, Türk'sün sen,

- Laik ve demokratik Cumhuriyetimize sahip çıkıyorsan, Türk'sün sen,

- Ülkemizin birlik ve beraberliği için çalışıyorsan, Türk'sün sen,

- Ülke bütünlüğünü korumak uğruna gerektiğinde canını verecek kadar bu ülkeyi seviyorsan, Türk'sün sen,

-Siyasi rant kazanmak uğruna, kutsal dinimizi siyasete alet edenlere karşıysan, Türk'sün sen,

-Siyaset-Ticaret-Bürokrat-Mayfa işbirliği içinde ülkemizi soyanlara karşıysan, Türk'sün sen,

-Borç yiğidin kamçısıdır mantığı ile ülkemizi gırtlağına kadar borca sokanlara karşıysan, Türk'sün sen,

-Ekonomimizi IMF emrine sokarak,işçi-memur-çiftci-emekli düşmanı olanlara karşıysan, Türk'sün sen,

-Kadın haklarını koruyup,onlara her alanda saygı gösterip,medeni ve siyasi haklarını kullanmalarına destek veriyorsan, Türk'sün sen,

-Yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ün dahice uygulamaya koyduğu ilke ve devrimlerine sahip çıkıyorsan, Türk'sün sen,

-En önemlisi ulusal marşımız söylenirken, hemen gururla eşlik edebiliyorsan, bağımsızlık sembolu bayrağımız göndere çekilirken gözlerin dolacak şekilde duygulanabiliyorsan, Türk'sün sen,

NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEBİLENE !